ABD ile İran arasında İsviçre'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve saatler süren maraton müzakere oturumu sona erdi. İran devlet medyasının aktardığına göre Tahran'ın üst düzey temsilcileri pazartesi günü Cenevre'deki görüşmelerden ayrıldı. Arabulucu ülke konumundaki İsviçre, teknik görüşmelerin zemininin hazırlandığını ve tarafların nihai bir anlaşmaya doğru ilerlediğini duyurdu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin perde arkasında kalan bilgiler ise henüz netlik kazanmış değil.
Görüşmelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
ABD ve İran arasındaki dolaylı müzakereler, özellikle nükleer program ve yaptırımlar konusunda yıllardır süren gerilimin ardından yeniden başlamıştı. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, ABD'nin Tahran'a uyguladığı ekonomik yaptırımlar ve bölgesel güvenlik meseleleri masanın ana başlıkları arasında yer alıyor. Tarafların mutabakat sağlaması halinde, İran'ın nükleer faaliyetlerinin denetlenmesi karşılığında yaptırımların kademeli olarak kaldırılması gündemde.
Görüşmelerin uzun sürmesi, taraflar arasındaki derin güvensizliğin ve teknik konulardaki anlaşmazlıkların bir yansıması olarak yorumlanıyor. İranlı müzakerecilerin, ABD'nin eski Başkan Donald Trump döneminde tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmaya (JCPOA) dönüş için somut adımlar beklediği biliniyor. ABD tarafı ise İran'ın nükleer programının şeffaflığına vurgu yaparak, kapsamlı bir anlaşma için İran'ın taviz vermesi gerektiğini savunuyor. Her iki tarafın da iç siyasi dinamikleri, müzakerelerin seyrini etkileyen önemli faktörler arasında. İran'da cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi muhafazakâr kanadın baskısı, ABD'de ise Kongre'nin İran politikasına ilişkin farklı yaklaşımları süreci karmaşıklaştırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'den Avrupa'ya yansımalar
ABD-İran anlaşması olasılığı, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Ortadoğu'nun genel istikrarını da doğrudan etkileyecek bir potansiyele sahip. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programının sınırlandırılması karşılığında bölgesel güvenlik garantileri talep ediyor. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer kapasiteye ulaşmasını engellemek için diplomatik yolların yanı sıra askeri seçenekleri de masada tuttuğunu sık sık dile getiriyor. Avrupa Birliği ise taraflar arasında arabuluculuk rolünü üstlenerek, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için diplomatik çabalarını sürdürüyor.
Küresel enerji piyasaları da gelişmeleri yakından takip ediyor. İran'ın yaptırımların kalkması halinde petrol üretimini artırabilecek olması, uluslararası petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturabilir. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji krizi yaşayan Avrupa için İran gazının potansiyel bir alternatif olabileceği değerlendiriliyor. Ancak İran'ın enerji ihracatına yönelik yaptırımlar tamamen kalkmadan bu senaryonun gerçekleşmesi zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran anlaşmasına ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşıyor. İran'la komşu olan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithalat yoluyla karşılayan Türkiye için yaptırımların hafiflemesi, doğal gaz ve petrol tedarikinde çeşitlilik sağlayabilir. Ancak anlaşma sürecinin başarısızlığa uğraması halinde bölgesel gerilimin artması, Türkiye'nin güvenlik endişelerini de beraberinde getirecek. Özellikle İran destekli grupların Suriye ve Irak'taki varlığı, Türkiye'nin sınır güvenliği açısından hassas bir konu. ABD-İran mutabakatı, bölgedeki dengeleri doğrudan etkileyecek; Türkiye'nin bu süreçte diplomatik girişimlerde bulunması, kendi çıkarlarını korumak için kritik önem taşıyor.