ABD ile İran arasında İsviçre'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen ilk tur görüşmeler, taraflar arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi. İran, müzakerelerin başarısını Lübnan'daki çatışmaların sona ermesine bağlarken, ABD Başkanı Donald Trump saldırıları yeniden başlatma tehdidini yineledi. Fransa 24 muhabiri Douglas Herbert'in aktardığına göre, görüşmelerin daha ilk dakikalarından itibaren taraflar arasında ciddi bir güven bunalımı yaşandığı gözlendi.
Görüşmelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen ilk tur görüşmeler, iki ülke arasında uzun süredir devam eden diplomatik krizi aşma amacı taşıyordu. Ancak henüz müzakere masasına oturulmadan önce tarafların açıklamaları, görüşmelerin kolay geçmeyeceğini ortaya koyuyordu. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, görüşmeler öncesinde yaptığı açıklamada, "Başarı için kırmızı çizgilerimiz var. Bunlardan ilki, Lübnan'da akan kanın durmasıdır" ifadelerini kullandı.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "İran anlaşmaya yanaşmazsa, tarihin gördüğü en büyük saldırılarla karşı karşıya kalacak" diyerek tehditkar dilini sürdürdü. Bu açıklamalar, görüşmelerin daha başlamadan asimetrik bir zemine oturduğunu gösteriyor. Tahran yönetimi, müzakere sürecinde elini güçlendirmek için bölgesel müttefikleriyle koordinasyonu artırırken, ABD ise maksimum baskı politikasını devreye sokmuş durumda.
Görüşmelerin odak noktasını, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri oluşturuyor. ABD, İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarına son vermesini ve Yemen'deki Husilere verdiği desteği kesmesini talep ediyor. İran ise karşılığında tüm yaptırımların kaldırılmasını ve güvenlik garantileri verilmesini istiyor. Bu iki pozisyon arasındaki uçurum, görüşmelerin en büyük handikapı olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran görüşmeleri sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun geleceğini etkileme potansiyeli taşıyor. İran'ın Lübnan'daki ateşkes koşulu, Tahran'ın bölgesel bir aktör olarak etkinliğini koruma çabası olarak yorumlanıyor. Uzmanlara göre, İran'ın bu talebi, aslında müzakerelerde pazarlık gücünü artırma stratejisinin bir parçası. Aynı zamanda İran, Rusya ve Çin ile olan stratejik ortaklığını da kullanarak ABD'ye karşı alternatif bir denge unsuru oluşturmayı hedefliyor.
Avrupa Birliği ve İsviçre'nin arabuluculuk çabaları ise şimdilik sonuçsuz kalmış görünüyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi, tarafların ikinci tur görüşmeler için yeniden bir araya gelme konusunda prensipte anlaştığını ancak tarih ve yerin henüz belirlenmediğini duyurdu. Fransa, Almanya ve İngiltere'nin oluşturduğu E3 grubu ise endişelerini dile getiren ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, "Tansiyonun düşürülmesi ve diyaloğun sürdürülmesi hayati önem taşıyor" ifadelerine yer verildi.
Bu gelişmeler yaşanırken, İran'ın bölgesel müttefiki Hizbullah'ın Lübnan'daki faaliyetleri de yakından izleniyor. İsrail ise gelişmeleri tedirginlikle takip ediyor. İsrail Başbakanı, "İran'ın nükleer silah elde etmesine asla izin vermeyeceğiz" diyerek askeri seçeneği masada tutuyor. Bölgedeki bu karmaşık denklem, ABD-İran görüşmelerini sadece ikili bir mesele olmaktan çıkarıp küresel bir krize dönüştürme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran görüşmelerini yakından takip ediyor. Irak, Suriye ve Kafkaslar'da İran'la ortak sınıra sahip olan Türkiye, bu görüşmelerin sonucundan doğrudan etkilenecek. Olası bir ABD-İran uzlaşması, Türkiye'nin enerji güvenliği ve Kuzey Irak'taki dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak görüşmelerin çıkmaza girmesi durumunda, bölgesel istikrarsızlığın artması ve Türkiye'ye yönelik güvenlik tehditlerinin yükselmesi riski bulunuyor. Türkiye, bu nedenle hem ABD hem de İran'la diyalog kanallarını açık tutarak, olası krizlerde dengeleyici bir rol üstlenmeye çalışıyor.