ABD ve İranlı müzakereciler, İsviçre'nin ev sahipliğinde düzenlenen nükleer müzakerelerin ilk gününün ardından Pazartesi günü ikinci tur görüşmelere başladı. Pakistan ve Katar arabuluculuğunda yürütülen süreçte taraflar, ileri teknik istişareler için bir "yol haritası" üzerinde mutabakata vardı. İlk günkü görüşmelerin "teşvik edici" olarak nitelendirilmesi, uluslararası toplumda İran nükleer anlaşmasına dönüş umutlarını artırdı.
Görüşmelerin arka planı
ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı amaçlıyordu. Anlaşmadan çekilen Trump yönetiminin ardından İran, taahhütlerinden adım adım geri adım atmış ve zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar yükseltmişti. Biden yönetimi ise anlaşmaya dönüş için diplomatik kanalları zorluyor. İsviçre'deki müzakereler, bu çabaların en somut adımı olarak görülüyor.
Pakistan ve Katar'ın arabuluculuk rolü üstlenmesi, bölgesel aktörlerin sürece dahil olduğunu gösteriyor. İran, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme çabasında; Katar bu süreçte önemli bir köprü vazifesi görüyor. Pakistan ise İran'ın doğu komşusu olarak istikrarın bölgesel güvenliğe katkısını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran nükleer dosyası, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, İran'ın nükleer kapasitesini tehdit olarak görüyor. Anlaşmaya varılması halinde, İran'a uygulanan yaptırımların kademeli olarak kaldırılması bekleniyor. Bu da küresel enerji piyasalarında önemli bir arz artışı anlamına gelebilir. Ancak müzakerelerin teknik detaylarda takılıp kalması, sürecin uzayabileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji ihtiyacının büyük kısmını ithalatla karşılaması nedeniyle bu görüşmeleri yakından takip ediyor. Anlaşma sağlanması halinde, doğal gaz ve petrol fiyatlarında düşüş beklenebilir; bu da Türkiye'nin cari açığına olumlu yansıyabilir. Ayrıca, İran'la ticari ilişkilerin normalleşmesi, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini artırabilir. Ancak ABD'nin yeniden anlaşmaya dönmesi durumunda, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara uyum konusunda ABD ile yaşadığı gerilimler de gündeme gelebilir.