ABD ile İran arasındaki askeri ve diplomatik gerilim, küresel finans piyasalarında dalgalanmalara yol açarken, Amerika Birleşik Devletleri ve birçok büyük Avrupa ekonomisinde konut kredisi (mortgage) faiz oranlarının son haftalarda belirgin şekilde yükselmesine neden oldu. Uzmanlar, bu artışın, yatırımcıların jeopolitik risklere karşı güvenli liman arayışına girmesi ve uzun vadeli tahvil getirilerinin yükselmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor. ABD’de 30 yıl vadeli sabit faizli mortgage ortalaması, son bir ay içinde yaklaşık 25 baz puan artışla %6,85 seviyesine çıktı; bu, yılbaşından bu yana en yüksek seviye olarak kaydedildi. Almanya, İngiltere ve Fransa’da da benzer bir eğilim gözlemleniyor.
Gelişmenin Arka Planı: Jeopolitik Riskler ve Tahvil Piyasaları
Mortgage faizlerindeki bu yükselişin ana nedeni, ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmanmasıdır. İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin durma noktasına gelmesi, ABD’nin bölgeye ek askeri yığınak yapması ve İran’ın da buna karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi gibi gelişmeler, küresel petrol fiyatlarını yukarı çekti. Brent petrol varil başına 92 doların üzerine çıkarak 2024 yılının en yüksek seviyelerini gördü. Yükselen enerji maliyetleri, enflasyon beklentilerini canlı tutarken, merkez bankalarının faiz indirimlerine gitme ihtimalini azalttı. Bu da özellikle uzun vadeli devlet tahvillerinin getirilerini yükseltti; ABD 10 yıllık tahvil getirisi %4,5’in üzerine çıktı. Mortgage oranları da genellikle uzun vadeli tahvil getirilerine paralel hareket ettiğinden, konut kredisi maliyetleri otomatik olarak arttı.
ABD’de konut piyasası, yüksek faizler nedeniyle zaten kırılgan bir görünüm sergiliyordu. Konut fiyatlarının hâlâ yüksek olması ve envanterin sınırlı kalması, alıcıları zorlarken, satıcılar ise mevcut düşük faizli kredilerini kaybetmemek için evlerini satmaya yanaşmıyor. Bu dengesizlik, piyasada durgunluğa yol açıyor. Yeni yükselen mortgage oranları, mevcut alıcıların bütçelerini daha da zorlayarak talebi baskılayabilir. Özellikle genç alıcılar ve düşük gelir grupları, ev sahibi olma hayalinden daha da uzaklaşabilir. Bu durum, ABD ekonomisi için önemli bir risk oluşturuyor; çünkü konut sektörü, ekonominin önemli bir itici gücü olarak görülüyor.
Avrupa’da ise Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE), enflasyonla mücadele kapsamında faiz oranlarını yüksek tutmaya devam ediyor. Ancak son dönemde jeopolitik risklerin artması, tahvil piyasalarında da satış baskısını artırdı. Almanya’da 10 yıllık tahvil getirisi %2,7’ye, İngiltere’de ise %4,4’e yükseldi. Bu gelişme, Avrupa’da mortgage piyasasını olumsuz etkiledi ve yeni konut kredisi almayı zorlaştırdı. Özellikle Almanya’da uzun vadeli sabit faizli mortgage ürünleri yaygın olduğundan, faizlerdeki artış, yeni başvuruların azalmasına ve mevcut kredilerin yeniden yapılandırılması talebinin düşmesine yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Enflasyon Baskısı
ABD-İran geriliminin ekonomik etkileri, doğrudan mortgage piyasalarıyla sınırlı kalmıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tehdidi, küresel petrol arz güvenliğini tehdit eden en büyük risk faktörü olarak öne çıkıyor. Dünya ham petrol ithalatının yaklaşık üçte biri bu boğazdan geçiyor. Böyle bir senaryonun hayata geçmesi durumunda enerji fiyatlarında astronomik artışlar yaşanabilir ve bu da küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir. Piyasalar, bu riski fiyatlamaya başlamış durumda; petrol fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonist baskıları artırıyor. Merkez bankaları, bu nedenle faiz indirimlerini ertelemek veya ek sıkılaştırmalar yapmak zorunda kalabilir. Bu da gelişmiş ülkelerde mortgage faizlerinin uzun süre yüksek kalabileceğine işaret ediyor.
Küresel ölçekte, yükselen enerji fiyatları, gelişmekte olan piyasalar için de bir risk unsuru. Bu ülkeler genellikle enerji ithalatçısı konumunda olduğundan, artan enerji maliyetleri cari açıklarını büyütüyor ve para birimlerini zayıflatıyor. Bu durum, küresel sermaye akımlarını olumsuz etkileyerek, gelişmekte olan piyasalarda da mortgage piyasaları dahil kredi koşullarını sıkılaştırabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF), son Dünya Ekonomik Görünüm raporunda jeopolitik risklerin küresel büyümeyi tehdit ettiğini ve 2025 yılı için büyüme tahminini aşağı çekti. Bu belirsizlik ortamı, yatırımcıların güvenli liman olarak gördükleri varlıklara yönelmesine neden oluyor; bu da tahvil getirilerini etkiliyor ve mortgage oranlarını yukarı çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye’yi birçok açıdan etkileyen bir gelişmedir. Öncelikle, Türkiye enerji ithalatında büyük oranda dışa bağımlıdır; petrol fiyatlarındaki artış, cari açığı ve enflasyonu olumsuz etkileyebilir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikasını daha da sıkılaştırmasını gerektirebilir. Ayrıca, bölgesel bir gerginlik, Türkiye’nin güvenliğini ve diplomatik manevra alanını etkileyebilir. Türkiye, hem NATO müttefiki hem de İran ile sınır komşusu olarak dengeli bir politika izlemek zorundadır; bu tür krizler, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü öne çıkarabilir. Göç, ticaret ve enerji hatları üzerindeki etkiler de Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyebilir. Dolayısıyla bu gerilim, Türkiye için ekonomik ve jeopolitik riskleri birlikte barındırmaktadır.