ABD yönetimi, İran'ın Irak'ta bulunan ve yaptırımlar nedeniyle dondurulan yaklaşık 12 milyar dolarlık varlığının serbest bırakılmasına onay verdi. İran devlet medyasının duyurduğu bu gelişme, iki ülke arasında dolaylı yürütülen müzakerelerin somut bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Serbest bırakılan fonların, insani ihtiyaçlar ve temel malların ithalatı için kullanılacağı belirtiliyor. Anlaşma kapsamında İran'ın nükleer programıyla ilgili bazı kısıtlamaları kabul ettiği yönünde bilgiler de basına yansıdı.
Gelişmenin arka planı
İran, Irak merkezli Trade Bank of Iraq aracılığıyla elinde bulunan döviz rezervlerine uzun süredir erişemiyordu. ABD yaptırımları, İran'ın uluslararası bankacılık sistemine erişimini büyük ölçüde kısıtlarken, bu fonlar insani mal ithalatı için bile kullanılamaz hale gelmişti. Taraflar arasında aylardır süren gizli görüşmelerin ardından ABD, İran'ın nükleer faaliyetlerinde belirli adımlar atması karşılığında bu fonları serbest bırakmayı kabul etti. Anlaşma, 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle başlayan gerginlikte bir yumuşama sinyali olarak görülüyor.
Serbest bırakılan fonların doğrudan İran merkez bankasına değil, Irak üzerinden açılacak bir hesaba aktarılması planlanıyor. Bu sayede ABD, fonların terör örgütlerine veya nükleer programa yönlendirilmesinin önüne geçmeyi hedefliyor. İran yönetimi ise bu adımı, baskı altındaki ekonomisine bir nebze olsun nefes aldıracak bir gelişme olarak selamlıyor. Ancak uzmanlar, 12 milyar doların İran'ın yıllık 100 milyar doları bulan ekonomik kaybını telafi etmekten uzak olduğuna dikkat çekiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu anlaşma, ABD ile İran arasında dolaylı da olsa yeniden başlayan diyaloğun bir göstergesi. Biden yönetimi, İran'ın nükleer programını sınırlandırmak ve bölgesel gerilimi azaltmak amacıyla diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor. Ancak anlaşmaya verilen tepkiler karışık: Cumhuriyetçiler, İran'a bu kadar büyük bir fonu serbest bırakmanın yanlış olduğunu savunurken, Tahran yönetimindeki muhafazakarlar da Batı'ya güvenilmemesi gerektiğini belirtiyor. Bölge ülkeleri açısından ise gelişme, İran'ın ekonomik olarak rahatlaması ve dolayısıyla bölgedeki vekil güçlerine daha fazla kaynak aktarması endişesini doğuruyor.
Diğer taraftan, anlaşmanın İran'da devam eden protestolar ve insan hakları ihlalleri gündemine rağmen yapılması, ABD'nin pragmatik bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor. Nükleer anlaşma müzakerelerinin yeniden başlaması ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yönelik kısıtlamalar konusunda ilerleme kaydedilmesi halinde, bu tür adımların artması bekleniyor. Ancak İran'ın yeni balistik füze testleri ve bölgesel askeri faaliyetleri, bu sürecin kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la hem doğal gaz ve petrol ticareti hem de sınır güvenliği konularında yakın ilişki içinde. İran'ın ekonomik olarak rahatlaması, iki ülke arasındaki ticaret hacmini olumlu etkileyebilir ve Türkiye'nin enerji ithalatında alternatif bir kanalın canlanmasına katkı sağlayabilir. Ancak İran'ın serbest kalan fonları bölgedeki vekil güçlerine yönlendirmesi halinde, Suriye ve Irak'ta Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla çelişen durumlar ortaya çıkabilir. Ankara, bu süreci dikkatle izlemeli ve Washington ile Tahran arasındaki diyaloğun bölgesel istikrara katkı sağlaması için diplomatik girişimlerini sürdürmelidir.