ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yönetimin İran'ı benzeri görülmemiş ekonomik baskıyla sıkıştırmaya hazırlandığını açıkladı. Ancak Tahran yönetimi halihazırda ağır bir deniz ablukası ve binlerce yaptırımla karşı karşıya olduğundan, eleştirmenler bu iddiayı şüpheyle karşılıyor. Trump yönetiminin somut planları henüz netleşmiş değil; ancak uzmanlar, mevcut baskı araçlarının ötesinde yeni adımların petrol ihracatını hedef alabileceğini ve bunun da küresel enerji piyasalarında yeni dalgalanmalara yol açabileceğini belirtiyor.
Yaptırımların Derinleşmesi ve Deniz Ablukası
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ABD'nin çeşitli yaptırımlarına maruz kalıyor. Son yıllarda nükleer programı nedeniyle BM ve AB yaptırımları da eklenmiş durumda. Bugün İran ekonomisi, bankacılık, enerji, sigorta ve nakliye sektörlerinde uygulanan binlerce yaptırımla kuşatılmış durumda. ABD donanması, Basra Körfezi'nde İran'dan gelen petrol sevkiyatlarını fiilen engelleyen bir deniz ablukası uyguluyor. Bu abluka, İran'ın ham petrol ihracatını son yıllarda önemli ölçüde azalttı; ancak Çin gibi ülkeler, yaptırımlara rağmen İran'dan indirimli petrol almaya devam ediyor.
Bessent'in açıklamaları, mevcut baskıların yeterli görülmediğini ve yeni adımlar atılacağını gösteriyor. Uzmanlar, bu adımların muhtemelen İran'ın kalan petrol ihracatını tamamen kesmeye yönelik olabileceğini, bunun da Çin ve Hindistan gibi alıcıları hedef alabileceğini belirtiyor. Ayrıca, İran'ın döviz rezervlerini dondurmak, uluslararası ödeme sistemlerinden tamamen çıkarmak ve devrim muhafızlarına yönelik yeni yaptırımlar eklemek de seçenekler arasında.
Küresel Enerji Fiyatları ve Bölgesel Gerilim
İran'a yönelik daha sert ekonomik baskı, küresel petrol piyasasında arz endişelerini artırabilir. Brent petrol fiyatları, İran'ın ihracatının tamamen durması durumunda varil başına 10-15 dolar artabilir. Bu da enerji ithalatçısı ülkeler için enflasyonist baskı anlamına geliyor. Bölgesel olarak, İran'ın ekonomik köşeye sıkıştırılması, ülkenin nükleer programını hızlandırma veya bölgedeki vekil güçler aracılığıyla misilleme yapma olasılığını artırabilir. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, küresel enerji ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu stratejik geçitte yeni bir krizi tetikleyebilir.
İran, daha önce benzer baskılara karşı misilleme olarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmış ve İsrail ile dolaylı çatışmalara girmişti. Bu kez de Tahran yönetiminin ekonomik baskılara karşı nükleer pazarlık kozunu güçlendirmesi beklenebilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları, İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırdığını gösteriyor. Bu durum, bölgede askeri bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik ekonomik baskıyı artırması, Türkiye'yi enerji ve ticaret boyutlarıyla doğrudan etkileyecek bir gelişme. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal eden ülkeler arasında; olası bir enerji kesintisi veya fiyat artışı, Türkiye'nin enerji maliyetlerini yükseltebilir. Ayrıca, ABD yaptırımları nedeniyle Türk şirketleri İran ile ticarette zaten zorluk yaşıyor; yeni yaptırımlar bu ticareti daha da kısıtlayabilir. Türkiye'nin İran ile sınır ticareti ve bölgesel istikrar açısından da etkileri olacaktır. Türkiye, bir yandan ABD ile ittifak ilişkisini sürdürürken, diğer yandan İran ile enerji ve ticari ilişkilerini dengelemek zorunda kalabilir. Bu nedenle Türkiye'nin bu süreçte diplomatik girişimlerde bulunması ve bölgesel istikrarı korumak için arabulucu rolü oynaması beklenebilir.