ABD ve İranlı yetkililer, İran'daki savaşı sona erdirmek için yürütülen barış görüşmelerinin bir sonraki aşamasında bir araya gelmeye hazırlanıyor. Tarafların Pazar günü İsviçre'nin Cenevre kentinde bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmeler, Lübnan'da devam eden çatışmalar ve Hürmüz Boğazı'nın statüsüne ilişkin yeniden alevlenen belirsizlik ortamında gerçekleşecek. Diplomatik kaynaklara göre, taraflar ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İran'da siyasi geçiş sürecinin yol haritası üzerinde mutabakat sağlamaya çalışacak.
Görüşmelerin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler aylardır devam ediyor. Son tur görüşmeler, Umman'ın arabuluculuğunda Maskat'ta gerçekleştirilmişti. Cenevre'deki yeni turda, ABD ekibine Başkanlık Özel Temsilcisi Robert Malley'nin başkanlık etmesi beklenirken, İran tarafını Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri Keni'nin temsil edeceği belirtiliyor. Görüşmelerin ana gündem maddeleri arasında ateşkesin denetimi, insani yardım koridorlarının açılması ve İran'da geçici bir hükümetin kurulması yer alıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programına ilişkin garantiler ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılması da masadaki başlıklar arasında bulunuyor.
Ancak görüşmelerin önünde önemli engeller var. İran'da devam eden çatışmalar, özellikle güney eyaletlerinde yoğunlaşmış durumda. Ayrıca Lübnan'da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar da bölgesel gerginliği artırıyor. Hizbullah'ın İran'ın en önemli müttefiki olması, Tahran'ın elini zayıflatıyor. Öte yandan Hürmüz Boğazı'nda son günlerde yaşanan askeri hareketlilik, küresel enerji piyasalarını tedirgin ediyor. İran Devrim Muhafızları'nın boğazda geçiş güvenliğine ilişkin yeni uyarıları, ABD Donanması'nın bölgedeki varlığını artırmasına neden oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'daki savaş, sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir kriz haline geldi. Çatışmaların başladığı 2023 yılından bu yana yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Petrol fiyatları tarihi zirvelere ulaşırken, küresel tedarik zincirleri ciddi darbe aldı. ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin İran'a yönelik askeri operasyonları, uluslararası hukuk açısından tartışmalara yol açtı. Rusya ve Çin, barış görüşmelerinde daha aktif rol oynamaya çalışıyor. Moskova, Tahran'ın en büyük silah tedarikçisi konumunda. Pekin ise İran petrolünün en büyük alıcısı. Bu iki ülkenin tutumu, görüşmelerin sonucunu doğrudan etkileyecek.
Avrupa Birliği, İsviçre'deki görüşmelere ev sahipliği yaparak arabuluculuk rolünü pekiştirmek istiyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tarafları yapıcı diyaloğa çağırdı. Ancak Avrupa'nın enerji krizi ve göç dalgaları nedeniyle kendi iç sorunlarıyla boğuştuğu bir dönemde, etkili bir arabuluculuk yapıp yapamayacağı sorgulanıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise İran'ın bölgedeki nüfuzunun azalmasından memnun. Bu ülkeler, savaş sonrası dönemde İran'ın yeniden yapılanmasına katkıda bulunmayı ve böylece Tahran üzerinde nüfuz kazanmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'daki savaşın başından bu yana tarafsız kalmaya çalışsa da çatışmanın sonuçlarından doğrudan etkileniyor. İran sınırında güvenlik riskleri artarken, Türkiye'ye yönelik göç dalgası büyüyor. Ayrıca İran ile enerji ticareti neredeyse durma noktasına geldi. Barış görüşmelerinin başarılı olması, Türkiye'nin güney sınırında istikrar sağlayacak ve enerji ithalatını kolaylaştıracaktır. Ankara, görüşmelerde doğrudan yer almasa da İran'ın kuzeyindeki İran Azerbaycanı ve Sünni bölgelerindeki gelişmeleri yakından izliyor. Türkiye, savaş sonrası İran'da federal bir yapı kurulması durumunda, bu bölgelerle ekonomik ve kültürel bağlarını geliştirme fırsatı yakalayabilir. Ancak İran'da merkezi otoritenin çökmesi, PKK gibi terör örgütlerinin bölgede alan kazanmasına yol açabilir. Bu nedenle Türkiye, barış sürecinin kapsayıcı ve kalıcı olmasını desteklemektedir.