ABD Başkanı Donald Trump, İran ile İsviçre'de yürütülen müzakereler sonucunda bir barış anlaşmasına varıldığını ve anlaşmanın Pazar günü imzalanacağını duyurdu. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmail Baghaei, anlaşmanın zamanlaması konusunda ihtiyatlı bir dil kullanarak sürecin daha yavaş ilerleyebileceğini ifade etti. Bu açıklamalar, iki ülke arasında nükleer program ve bölgesel gerilimler nedeniyle yıllardır süren krizin çözümüne yönelik umutları artırırken, aynı zamanda müzakerelerin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor.
Trump'ın zafer söylemi ve Tahran'ın temkinli duruşu
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'İran ile uzun zamandır beklenen barış anlaşmasını Pazar günü imzalayacağız. Bu, Ortadoğu'da yeni bir dönemin başlangıcı olacak' ifadelerini kullandı. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın henüz nihai şeklini almadığını ve bazı teknik detayların hala müzakere edildiğini belirtti. Baghaei, 'Müzakereler olumlu bir atmosferde ilerliyor, ancak acele kararlar almak yanlış olur. Anlaşma metni üzerindeki çalışmalar devam ediyor' dedi.
Uzmanlar, Trump'ın erken bir zafer ilanıyla iç politikada puan toplamaya çalıştığını, İran'ın ise olası bir başarısızlıktan kaçınmak için temkinli davrandığını belirtiyor. Anlaşmanın, İran'ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması ve uluslararası yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını içerdiği ifade ediliyor. Ancak İran'ın balistik füze programı ve bölgesel vekil güçlerle ilişkileri gibi hassas konuların müzakere sürecinin en zorlu başlıkları olduğu kaydediliyor.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de dün yaptığı açıklamada, 'Anlaşmaya varmak için samimi bir irade var, ancak karşı tarafın taahhütlerine sadık kalması gerekiyor' diyerek Washington'a güven konusunda şüphelerini dile getirdi. Bu açıklamalar, 2015 yılında imzalanan ve Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yeniden canlandırılması sürecindeki güvensizliğin hala devam ettiğini gösteriyor.
Bölgesel dengeler ve küresel yansımalar
Olası bir ABD-İran anlaşması, Ortadoğu'da Suudi Arabistan, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler arasında endişeyle karşılanıyor. Suudi Arabistan, İran'ın bölgesel nüfuzunun artmasından ve Yemen'deki Husiler üzerindeki baskının azalmasından çekiniyor. İsrail ise İran'ın nükleer programının tamamen durdurulmaması halinde anlaşmayı 'tarihi bir hata' olarak nitelendiriyor. Öte yandan Avrupa Birliği ve Rusya, anlaşmaya varılması halinde İran'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesiyle küresel enerji piyasalarında bir rahatlama olabileceğini belirtiyor. Petrol fiyatları, anlaşma haberinin ardından kısa süreli bir düşüş yaşarken, analistler İran'ın petrol ihracatının yeniden artmasının piyasaları dengeleyebileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran ile 500 kilometrelik bir sınırı paylaşıyor ve iki ülke arasında enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında karmaşık bir ilişki bulunuyor. ABD-İran arasında varılacak bir anlaşma, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir kalem olan İran doğalgazının akışını kolaylaştırabilir ve yaptırımlar nedeniyle sekteye uğrayan ticaret hacmini artırabilir. Ancak Türkiye, aynı zamanda NATO üyesi olarak ABD'nin bölgedeki politikalarından doğrudan etkileniyor. Anlaşma, Suriye ve Irak'taki İran destekli milislerin faaliyetlerini de etkileyebilir; bu da Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadele stratejileri açısından yeni dengeleri beraberinde getirebilir. Özetle, normalleşme süreci Türkiye'ye ekonomik fırsatlar sunarken, bölgesel güvenlik mimarisinde dikkatli bir duruşu zorunlu kılıyor.