ABD ile İran arasında olası bir kapsamlı barış anlaşması, bölgesel dengeleri kökünden değiştirme potansiyeli taşıyor. Ancak son dönemde yapılan analizler, bu anlaşmanın kalıcı olabilmesinin büyük ölçüde İsrail'in buna uyum sağlamasına bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Washington ile Tahran arasında varılacak bir mutabakat, sadece iki ülke arasındaki onlarca yıllık düşmanlığı sona erdirmekle kalmayacak, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirecek. Ancak İsrail, İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusundaki derin endişeleri nedeniyle böyle bir anlaşmaya şüpheyle yaklaşıyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve İsrail'in Endişeleri
ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk döneminde uygulanan 'maksimum baskı' politikasının ardından, Washington yönetimi İran'la diplomatik bir çözüm arayışına girmişti. Müzakerelerin yeniden başlamasıyla birlikte, tarafların nükleer dosya başta olmak üzere bir dizi konuda uzlaşma zemini aradığı belirtiliyor. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması ve bölgesel milis güçlerine verdiği desteği azaltması karşılığında, ABD'nin yaptırımları hafifletmesi ve İran ham petrolünün küresel piyasalara dönüşüne izin vermesi bekleniyor.
Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu tür bir anlaşmanın İran'ı bölgede daha da güçlendireceği ve nükleer silah sahibi olma yolunda serbest bırakacağı endişesini taşıyor. Tel Aviv, İran'ın balistik füze programının ve bölgesel vekil güçlerinin (Hizbullah, Husiler vb.) faaliyetlerinin anlaşma kapsamına alınmaması halinde, anlaşmanın güvenlik garantileri sunmayacağını savunuyor. İsrail'in bu tutumu, ABD Kongresi'ndeki güçlü lobi faaliyetleri ve kamuoyu baskısıyla birleşince, anlaşmanın onay sürecini önemli ölçüde zorlaştırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olası bir ABD-İran barış anlaşması, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu coğrafyasını etkileyecek. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'la nükleer bir anlaşmaya sıcak bakarken, İran'ın bölgesel nüfuzunun artmasından endişe ediyor. Türkiye ise İran'la enerji iş birliği ve ticari ilişkilerini geliştirmek isterken, Tahran'ın Suriye ve Irak'taki varlığını kendi çıkarlarına tehdit olarak görüyor. İsrail'in anlaşmaya karşı çıkması, Washington'u zor bir denge oyununa itiyor: Bir yanda müttefiki İsrail'in güvenlik talepleri, diğer yanda İran'la nükleer bir krizin önlenmesi ve yaptırımların ekonomik yükünün hafifletilmesi.
Uzmanlar, İsrail'in anlaşmayı baltalamak için arka kapı diplomasisi, istihbarat operasyonları veya doğrudan askeri tehditler dahil olmak üzere çeşitli araçları kullanabileceğini belirtiyor. ABD'nin, İsrail'in güvenlik kaygılarını gidermek için anlaşmaya ek protokoller eklemesi veya Tel Aviv'e ek askeri yardım paketleri sunması muhtemel. Ancak barışın kalıcılığı, İsrail'in bölgesel hedeflerini yeniden tanımlamasına ve İran'la rekabeti yönetilebilir bir seviyeye çekmesine bağlı. Şu anki durumda, Tel Aviv'in uyum sağlamaması halinde, anlaşma sadece kısa vadeli bir ateşkes olarak kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran barışı, Türkiye için iki ucu keskin bıçak niteliği taşıyor. Bir yandan yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırarak enerji maliyetlerini düşürebilir. Diğer yandan, İsrail'in anlaşmayı baltalamak için Türkiye-İran sınırında veya Suriye'de yeni gerginlikler yaratması, Ankara'nın güvenlik kaygılarını artırabilir. Ayrıca, İran'ın bölgesel nüfuzunun meşrulaşması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığını ve PKK/PYD politikasını dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara, bu süreçte Washington ve Tel Aviv'le dengeli bir diyalog yürüterek kendi çıkarlarını korumak zorunda. Barışın Türkiye'ye net fayda sağlaması, İsrail'in bu yeni dengeye ne ölçüde uyum sağlayacağına bağlı.