Eylül ayı başından bu yana ABD ile İran arasında kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar yaşanmadı. Ancak bölgedeki askeri hareketlilik, tarafların karşılıklı sert açıklamaları ve istihbarat raporları, yakın vadede yeniden geniş kapsamlı bir ABD askeri operasyonunun sinyallerini veriyor. Son haftalarda ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını güçlendirmesi ve İran'a yönelik yaptırım tehditlerini artırması, Washington'ın askeri seçeneği masada tuttuğunu gösteriyor. İran tarafı ise olası bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu ve karşılık vereceğini duyuruyor.
Gerilimin Arka Planı
ABD-İran ilişkileri, 2018'de Washington'un nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla yeniden gerilmişti. 2020'nin başlarında Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kasım Süleymani'nin Bağdat'ta düzenlenen bir ABD hava saldırısında öldürülmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti. Son dönemde ise İran'ın nükleer programındaki ilerleme, bölgesel milis gruplar aracılığıyla yürüttüğü faaliyetler ve ABD askerlerine yönelik saldırılar gerekçesiyle Washington yönetimi İran'a yönelik baskısını artırıyor. Eylül ayı başından itibaren doğrudan büyük çaplı bir saldırı olmasa da her iki taraf da zaman zaman karşılıklı gözdağı veriyor ve askeri hazırlıklarını sürdürüyor.
Beyaz Saray ve Pentagon'dan gelen son açıklamalar, İran'ın bölgedeki 'istikrarsızlaştırıcı' faaliyetlerine karşı somut adımlar atılabileceğine işaret ediyor. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı'nın bölgeye yaptığı ziyaretler ve Körfez'deki müttefiklerle yapılan istişareler, olası bir askeri harekatın planlama aşamasında olduğu yorumlarına yol açıyor. İran cephesinde ise Devrim Muhafızları'na bağlı birliklerin tatbikatlar düzenlemesi ve hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması dikkat çekiyor. Tahran yönetimi, olası bir saldırıya 'orantılı ve sert' yanıt vereceğini açıklamış durumda.
Uzmanlar, ABD'nin İran'a yönelik olası bir operasyonunun sınırlı ve hedefli olabileceği gibi, daha geniş çaplı bir çatışmaya da dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Bölgedeki gerginlik, petrol fiyatlarını ve küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Son haftalarda Brent petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, yatırımcıların Orta Doğu'daki istikrarsızlıktan endişe duyduğunu gösteriyor. Ayrıca İran'ın nükleer müzakerelerde ilerleme kaydedilmemesi, diplomatik çözüm umutlarını azaltıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel güvenlik dengesini yakından ilgilendiriyor. İran'ın bölgesel müttefikleri arasında yer alan Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen'deki gruplar, olası bir çatışmada taraf olabilir. Bu durum, bölgede zaten kırılgan olan istikrarı daha da bozabilir. Özellikle Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir kriz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birini etkileyerek küresel ekonomiyi sarsabilir.
NATO müttefikleri ve bölgesel aktörler, ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmanmasından endişe duyuyor. Avrupa Birliği, diplomatik kanalların açık tutulması çağrısında bulunurken, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler İran'a karşı daha sert bir tutum izlenmesini istiyor. Rusya ve Çin ise olası bir askeri müdahaleye karşı çıkarak, sorunun diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyor. Bu durum, BM Güvenlik Konseyi'nde yeni bir diplomatik çıkmaza işaret ediyor.
ABD'nin İran'a yönelik olası bir askeri operasyonu, küresel güçler arasındaki rekabeti de derinleştirebilir. Rusya ve Çin, İran ile stratejik ortaklıklarını sürdürürken, ABD'nin bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirmesi, yeni bir Soğuk Savaş dinamiklerini andırıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programına yönelik olası bir saldırı, Tahran'ı nükleer silah edinme yolunda daha da cesaretlendirebilir. Bu da küresel nükleer yayılma rejimine ciddi bir darbe vurabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenliği ve dış politikası açısından ciddi riskler taşıyor. Türkiye, İran ile uzun sınır komşuluğuna ve karmaşık ekonomik ilişkilere sahip. Olası bir çatışma, sınır güvenliğini tehdit edebileceği gibi, enerji tedarikinde aksamalara ve ticaret yollarının kesilmesine yol açabilir. Ayrıca İran'da yaşanacak istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik yeni bir göç dalgasını tetikleyebilir. Türkiye, şimdiye kadar diplomatik çözümden yana tavır alarak, bölgesel istikrarın korunmasına önem veriyor. Ancak, ABD'nin olası bir operasyonu, Türkiye'yi zor bir denge politikası izlemeye zorlayabilir. Ankara'nın, hem Washington ile müttefiklik ilişkilerini hem de Tahran ile komşuluk ilişkilerini gözeterek, gerilimin düşürülmesi için aktif diplomasi yürütmesi bekleniyor.