ABD ile İran arasında, bir ABD Apache helikopterinin düşürülmesinin ardından Hürmüz Boğazı çevresinde karşılıklı hava ve deniz saldırıları yaşandı. ABD ordusu, Beyaz Saray’ın şimdilik tam ölçekli bir askeri operasyon için onay vermediği ancak İran’ın bölgedeki savunma kapasitesini zayıflatmak için fırsatları değerlendirdiği belirtiliyor. Olay, stratejik öneme sahip petrol geçiş yolunda tansiyonu zirveye taşıdı.
Gelişmenin arka planı
Olaylar, ABD’ye ait bir Apache helikopterinin, İran tarafından Hürmüz Boğazı yakınlarında vurulmasıyla başladı. İran Devrim Muhafızları, helikopterin hava sahalarını ihlal ettiğini iddia ederken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) uçuşun uluslararası hava sahasında gerçekleştiğini ve helikopterin keşif-gözetleme görevi yürüttüğünü açıkladı. Mürettebatın durumuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Olayın hemen ardından ABD güçleri, İran’ın kıyı bataryalarına ve radar tesislerine yönelik sınırlı hava saldırıları düzenledi. İran ise misilleme olarak Basra Körfezi’nde ABD savaş gemilerine yakın mesafede insansız hava araçları (İHA) ve hızlı botlarla taciz amaçlı manevralar yaptı. Her iki taraf da çatışmanın kontrolden çıkmaması için doğrudan bir çatışmadan kaçınmaya çalışıyor.
Kaynaklara göre ABD’nin şu anki stratejisi, Beyaz Saray’dan kapsamlı bir askeri müdahale yetkisi almadan, İran’ın caydırıcılığını aşındırmak ve Hürmüz Boğazı’nda serbest geçişi garanti altına almak. Pentagon’un, İran’ın hava savunma sistemlerini hedef alan ancak topyekûn savaşa dönüşmeyecek şekilde tasarlanmış operasyonlar için hazırlık yaptığı bildiriliyor.
Öte yandan İran, ABD’nin bu “kademeli tırmanma” stratejisine karşı, düşük yoğunluklu asimetrik taktiklerle yanıt veriyor. Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Alirıza Tangsiri, “Düşman, savaş istiyorsa ona istediğini vermeyeceğiz. Ancak topraklarımıza yönelik herhangi bir saldırıya ağır bir bedel ödeteceğiz” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği kritik bir su yolu. Yaşanan gerilim, küresel petrol fiyatlarında ani bir artışa neden oldu. Brent petrol varil başına 85 doların üzerine çıkarken, piyasalar olası bir abluka senaryosuna karşı tedirgin. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tansiyonun düşürülmesi için taraflar arasında arabuluculuk yapıyor.
Bölgedeki diğer aktörler de gelişmeleri yakından izliyor. Irak, İran ve ABD arasında sıkışmış durumda; Bağdat, kendi topraklarının çatışma alanına dönüşmesinden endişe ediyor. Katar ve Umman ise diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Avrupa Birliği, “Her iki tarafı da itidal ve egemenliğe saygıya çağırıyoruz” açıklaması yaparken, Rusya ve Çin, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını eleştirdi.
Uzmanlar, mevcut durumun 2019’da İran’ın Birleşik Krallık bayraklı Stena Impero tankerine el koyması ve ABD’nin İranlı general Kasım Süleymani’yi öldürmesi arasındaki döneme benzediğini belirtiyor. Ancak bu kez iki taraf da tam bir savaşın maliyetinin farkında; bu nedenle kriz, “gölge savaş” olarak adlandırılan sınırlı çatışma yöntemleriyle yönetilmeye çalışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir çatışma, petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükselterek Türkiye’nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığı göz önüne alındığında, ABD-İran geriliminin bölgesel yansımaları Ankara’yı doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran ile ilişkilerini dengelemek durumunda. Bu nedenle Ankara’nın, arabuluculuk girişimlerini desteklemesi ve krizin sıcak çatışmaya dönüşmesini engellemek için diplomatik kanalları kullanması bekleniyor.