ABD ile İran arasında nükleer müzakerelerde ilerleme kaydedilse bile, bu anlaşmanın uzun ömürlü olması beklenmemelidir. Zira eski Başkan Donald Trump’ın Kasım ayında yeniden seçilme ihtimali, her türlü diplomatik mutabakatı geçici kılabilir. Trump döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) çekilme kararı, bugünkü müzakerelere gölge düşürmektedir. Uzmanlar, Biden yönetiminin varacağı herhangi bir anlaşmanın, Trump’ın potansiyel dönüşüyle birlikte rafa kalkabileceğini belirtiyor. Bu durum, Ortadoğu’da istikrar arayışını sekteye uğratırken, küresel enerji piyasalarında da belirsizlik yaratıyor.
Gelişmenin arka planı: Trump faktörü
2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma, Trump’ın 2018’de tek taraflı olarak çekilmesinin ardından çökmüştü. Biden yönetimi, anlaşmayı canlandırmak için İran’la dolaylı müzakerelere başlasa da, Tahran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı. Şu anda İran, nükleer silah üretmek için gereken malzemeye sahip olma noktasına gelmiş durumda. Ancak Trump’ın yeniden aday olması ve anketlerde önde gitmesi, müzakerelerin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Trump’ın ekibi, İran’a karşı maksimum baskı politikasını yeniden uygulayacaklarını ve mevcut müzakere sürecini tanımayacaklarını açıkça ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran anlaşmasının akıbeti sadece ikili ilişkileri değil, Ortadoğu’daki güç dengelerini ve küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Anlaşma sağlanırsa İran’ın petrol ihracatı artabilir ve petrol fiyatları düşebilir. Ancak anlaşmanın kalıcı olmaması, yatırımcıları tedirgin ediyor. İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörler de müzakerelere şüpheyle yaklaşıyor. Suudi Arabistan, İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı kendi nükleer programını hızlandırabilir. Bu da bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la komşu olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. ABD-İran arasındaki olası bir anlaşma, Türkiye’nin enerji maliyetlerini düşürebilir ve İran’la ticaretini artırabilir. Ancak anlaşmanın kalıcı olmaması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirir ve Türkiye’yi güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakır. Ayrıca, Trump’ın yeniden seçilmesi durumunda ABD’nin bölgedeki politikaları sertleşebilir, bu da Türkiye’nin dış politikasında yeni denge arayışlarına yol açabilir. Ankara, bu belirsizlik ortamında hem ABD hem de İran’la ilişkilerini dikkatli bir şekilde yönetmek zorundadır.