ABD ile İran arasında nükleer anlaşma konusunda yeniden başlatılması planlanan 60 günlük müzakerelerin oldukça çetin geçeceği ifade ediliyor. Her iki taraf da bu sürecin kolay olmayacağını kabul ederken, özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin kırmızı çizgiler ve ABD’nin yaptırımları masadaki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Diplomatik kaynaklar, görüşmelerin Umman veya İsviçre gibi tarafsız bir ülkede gerçekleşebileceğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetiminin 2018’de tek taraflı olarak çekildiği ve yeniden yaptırım uygulamaya başladığı nükleer anlaşma (JCPOA), İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini önemli ölçüde artırmasına yol açmıştı. Biden yönetimi göreve geldiğinden bu yana anlaşmaya dönüş için diplomasiyi öncelese de, iki taraf da taviz vermekten kaçınıyor. İran, tüm yaptırımların kaldırılmasını şart koşarken, ABD öncelikle İran’ın nükleer faaliyetlerinde geri adım atmasını talep ediyor. Geçtiğimiz aylarda yapılan dolaylı görüşmelerden somut bir sonuç çıkmamıştı. Şimdi 60 günlük bir zaman dilimi belirlenmesi, tarafların zaman baskısı altında bir anlaşmaya varma niyetini gösteriyor. Ancak İranlı yetkililerin son açıklamaları, Tahran’ın esnek olmayacağını ortaya koyuyor. Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, İran’ın nükleer programının kontrolsüz devam etmesine izin vermeyeceklerini vurguluyor.
Uzmanlar, 60 günlük sürenin teknik düzeyde bir mutabakata varmak için yeterli olabileceğini, ancak siyasi iradenin eksikliği halinde sürecin uzayabileceğini belirtiyor. İran’ın nükleer programına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları, İran’ın yüzde 60’a varan saflıkta uranyum zenginleştirdiğini ve bu oranın silah düzeyine yaklaştığını gösteriyor. Bu durum, özellikle İsrail’in sert tepkisine neden oluyor. İsrail, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasına izin vermeyeceklerini sık sık dile getiriyor. Bölgedeki bu gerginlik, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda askeri bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran müzakereleri sadece iki ülke arasındaki bir mesele değil; aynı zamanda tüm Orta Doğu’yu ve küresel enerji piyasalarını yakından ilgilendiriyor. İran’ın nükleer programının kontrol altına alınması, Körfez ülkeleri, İsrail ve Suudi Arabistan için hayati önem taşıyor. Anlaşma sağlanamaması durumunda bölgede bir silahlanma yarışı tetiklenebilir. Ayrıca İran’a yönelik yaptırımların kalkması, küresel petrol arzını artırarak enerji fiyatlarını düşürebilir; ancak müzakerelerin çökmesi, arz endişeleriyle petrol fiyatlarının yükselmesine yol açabilir. Bu durum, özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için ekonomik bir risk oluşturuyor. Öte yandan Çin ve Rusya, İran’la yakın ilişkileri nedeniyle müzakerelerin seyrini yakından takip ediyor. Çin, İran’dan petrol ithal eden en büyük ülke konumunda ve yaptırımların kalkması, Çin’in enerji güvenliği açısından olumlu olacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la hem komşu hem de enerji alanında iş birliği yapan bir ülke olarak müzakerelerin sonucundan doğrudan etkilenecektir. Anlaşma sağlanması halinde İran’a uygulanan yaptırımların kalkması, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir. Ayrıca bölgesel istikrar, Türkiye’nin terörle mücadele ve Suriye politikası açısından da önemlidir. Ancak anlaşmazlık durumunda İran’la sınır güvenliği ve göç gibi konularda yeni riskler ortaya çıkabilir. Türkiye, bu süreçte hem ABD hem de İran’la diyaloğunu sürdürerek dengeli bir pozisyon izlemeyi hedefleyecektir.