ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile 60 günlük bir müzakere sürecinin perşembe günü başlayacağını açıkladı. Bu hamle, Washington ile Tahran arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlıkta önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, müzakereler İran'ın nükleer programının kısıtlanması ve uluslararası denetimlere tabi tutulması konularına odaklanacak. Vance, sürecin başarılı olması halinde ekonomik yaptırımların hafifletilebileceği sinyalini verdi. Ancak İran cephesinden henüz resmi bir yanıt gelmedi. Uzmanlar, 60 günlük sürecin taraflar arasındaki güven eksikliğini gidermek için yetersiz olabileceğine dikkat çekiyor.
Müzakerelerin arka planı
ABD ve İran arasındaki nükleer görüşmeler, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile başlamış, ancak 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle sekteye uğramıştı. O tarihten bu yana İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak anlaşmanın sınırlarını aştı. Biden yönetimi, 2021'de müzakerelere yeniden başlama girişimlerinde bulunsa da anlaşmaya varılamamıştı. Son olarak, uluslararası atom enerjisi kurumu (IAEA) raporları, İran'ın yüzde 60'a varan zenginleştirme seviyelerine ulaştığını ortaya koydu. Bu durum, İsrail ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgede ciddi endişelere yol açıyor. Vance'in açıklaması, ABD'nin diplomatik çözüme hâlâ şans vermek istediğini gösteriyor.
Müzakere sürecinin formatı henüz netleşmiş değil. Bazı kaynaklar, görüşmelerin dolaylı yoldan Umman veya Katar aracılığıyla yapılabileceğini öne sürüyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasser Kanaani, daha önce yaptığı açıklamada, ABD'nin önce yaptırımları kaldırması gerektiğini vurgulamıştı. Bu durum, iki taraf arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından birini oluşturuyor. Ayrıca İran, balistik füze programının da müzakere masasına getirilmesine karşı çıkıyor. ABD ise füze programının nükleer dosyayla birlikte ele alınmasını istiyor. Bu görüş ayrılıkları, 60 günlük sürecin başarı şansını zora sokuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran görüşmeleri, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini etkileme potansiyeli taşıyor. İsrail, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve diplomatik çözüme şüpheyle yaklaşıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise İran'la diyaloğun bölgesel istikrara katkı sağlayacağını düşünüyor. Rusya ve Çin, müzakereleri yakından takip ediyor; her iki ülke de İran'la ticari ve askeri ilişkilerini sürdürüyor. ABD'nin müzakereleri sonuçlandıramaması halinde, İran'ın nükleer programını daha da ilerletebileceği ve bölgedeki gerginliğin tırmanabileceği belirtiliyor. Ayrıca, Ukrayna savaşı nedeniyle ABD'nin dikkatinin bölünmüş olması, müzakerelerin seyrini etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la komşu olması ve enerji ihtiyacının bir kısmını İran'dan karşılaması nedeniyle bu müzakereleri yakından izliyor. ABD-İran arasında varılacak bir anlaşma, Türkiye'nin enerji güvenliğine olumlu yansıyabilir ve bölgesel ticaret hacmini artırabilir. Ancak İran'a yönelik yaptırımların kalkması, Türk şirketlerinin İran pazarındaki rekabetini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, Türkiye'nin güney sınırında olası bir silahlanma yarışını engelleyerek güvenliğine katkı sağlayabilir. Ankara, daha önceki müzakerelerde arabuluculuk rolü oynamıştı; bu süreçte de benzer bir rol üstlenebilir.