ABD yönetiminin, iklim değişikliğinin en yıkıcı etkileriyle karşı karşıya kalan ülkelerden gelen göçmenleri hedef alan yeni bir seyahat yasakları listesi hazırladığı ortaya çıktı. Guardian gazetesinin kapsamlı analizine göre, yasaklanması düşünülen 39 ülkeden büyük çoğunluğu, çevresel kırılganlık endekslerinde en alt sıralarda yer alıyor ve iklim krizinin yol açtığı kuraklık, sel, deniz seviyesi yükselmesi ve aşırı hava olaylarıyla başa çıkmakta zorlanıyor. Bu durum, ABD'nin göç politikalarının iklim değişikliği kaynaklı yerinden edilmeleri görmezden geldiği eleştirilerini güçlendiriyor.
Yasak listesindeki ülkelerin ortak özelliği: İklim kırılganlığı
Guardian'ın 2026 yılı itibarıyla yayımladığı analiz, ABD'nin yeni seyahat kısıtlamaları listesinde yer alan 39 ülkeden 29'unun, iklim değişikliğine karşı en kırılgan ülkeler arasında olduğunu gösteriyor. Bu ülkeler arasında Bangladeş, Myanmar, Haiti, Sudan, Somali, Yemen, Afganistan, Irak, Suriye ve Libya gibi halihazırda siyasi istikrarsızlık ve çatışmalarla boğuşan devletler bulunuyor. Analizde, bu ülkelerin Notre Dame Küresel Uyumluluk Endeksi'ndeki kırılganlık puanlarının oldukça yüksek olduğu ve bu ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama kapasitelerinin düşük olduğu vurgulanıyor. Listede ayrıca iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen bazı ada devletleri ve Sahra Altı Afrika ülkeleri de yer alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk döneminde uygulamaya koyduğu ve bazı ülkeleri hedef alan seyahat yasakları, Demokrat Parti yönetimi altında gevşetilmiş olsa da, yeni yasak listesi iklim krizinin göç boyutunu yeniden gündeme taşıyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin özellikle tarıma dayalı ekonomileri ve kıyı bölgelerini vurduğunu, bunun da kitlesel yerinden edilmelere yol açtığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, her yıl milyonlarca insan iklim kaynaklı afetler nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Bu kişilerin büyük çoğunluğu gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor ve sıklıkla komşu ülkelere veya gelişmiş ülkelere sığınmaya çalışıyor.
“İklim mültecilerine” kapı kapanıyor
Analiz, ABD'nin bu yasaklarla yalnızca güvenlik endişelerini değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliğine sırt çevirdiğini de gösteriyor. İklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmakta zorlanan ülkelere uygulanan vize yasakları, bu ülkelerin kalkınma çabalarını da baltalıyor. Söz konusu ülkelerden gelen nitelikli iş gücünün ABD'ye erişimi kısıtlanırken, bir yandan da bu ülkelerin iklim uyum projeleri için gerekli olan uluslararası fon ve teknik desteğe ulaşması zorlaşıyor. Guardian'ın konuştuğu uzmanlar, yasakların iklim değişikliğinden en çok etkilenen savunmasız toplulukları daha da kırılgan hale getirdiğini ve “iklim mültecileri” olarak adlandırılan bu insanların korunma ihtiyacını uluslararası gündemde yok saydığını ifade ediyor.
Bu gelişme, uluslararası toplumda iklim değişikliğinin göç ve güvenlik boyutlarının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği yönündeki uyarıları da haklı çıkarıyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, iklim değişikliği kaynaklı yerinden edilmelerin önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağını ve bu durumun küresel bir göç krizine dönüşme potansiyeli taşıdığını belirtiyor. ABD'nin bu tür kısıtlayıcı politikaları, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek ve uyum sağlamak için uluslararası iş birliğini zorunlu kılan bir dönemde, ayrımcı ve etkisiz bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin iklim kırılganlığı yüksek ülkelere yönelik vize yasağı politikası, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, bölgesel istikrar açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, halihazırda Suriye, Irak ve Afganistan gibi iklim değişikliğine karşı hassas ülkelerden gelen yoğun göç dalgalarıyla mücadele ediyor. ABD'nin bu ülkelere yönelik kısıtlamaları, Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü daha da artırabilir. Ayrıca, iklim değişikliğinin Doğu Akdeniz havzasında su kıtlığı, kuraklık ve tarımsal verim kaybı gibi etkileri, Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Bu nedenle, Ankara'nın iklim değişikliğinin göç ve güvenlik boyutlarını daha proaktif bir dış politika çerçevesinde ele alması ve uluslararası platformlarda kapsayıcı çözümler için savunuculuk yapması gerekiyor.