ABD'de idam cezası uygulaması, seçilmiş yargıç ve savcıların siyasi baskılar altında adaleti şekillendirmesiyle yeniden tartışma konusu oldu. Fransa 24'te yayınlanan bir programa konuk olan yazar ve idam cezası karşıtı aktivist Sandrine Ageorges-Skinner, idam cezasının özellikle seçim bölgelerinde "gerçek bir siyasi gündem" haline geldiğini belirterek, yetkililerin "sonuç" odaklı hareket ettiğini ve "gerçeğin peşinde olmadıklarını" söyledi. Ageorges-Skinner, "Ensemble contre la peine de mort" (İdam Cezasına Karşı Birlikte) derneğinin üyesi olarak, ABD'deki yargı sisteminin seçimle gelen savcı ve yargıçlar aracılığıyla nasıl siyasallaştığını vurguladı.
ABD'de İdam Cezasının Arka Planı
ABD, gelişmiş Batı ülkeleri arasında idam cezasını hâlâ uygulayan nadir ülkelerden biri. Ülke genelinde 2023 itibarıyla 27 eyalette idam cezası yasal olarak mümkün, ancak uygulamada büyük farklılıklar var. Federal düzeyde ise idam cezası 2021'den bu yana moratoryum altında; Başkan Joe Biden yönetimi federal infazları durdurdu. Ancak eyalet düzeyinde, özellikle Teksas, Florida, Oklahoma gibi güney eyaletlerinde infazlar devam ediyor.
Ageorges-Skinner'in dikkat çektiği nokta, bu eyaletlerde savcıların ve bazı yargıçların seçimle iş başına gelmesi. Seçim kampanyalarında "suçla mücadele" vaadiyle öne çıkan savcılar, idam cezası taleplerini bir tür siyasi performans aracı olarak kullanabiliyor. Özellikle kamuoyunda infaz edilen mahkûmların sayısı ve hızı, savcıların yeniden seçilme şansını etkileyebiliyor. Bu durum, yargının bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı açısından ciddi endişeler doğuruyor.
Öte yandan, idam cezasına karşı hareket, ABD'de özellikle 1970'lerden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izledi. 1972'de Yüksek Mahkeme'nin Furman v. Georgia kararıyla idam cezası geçici olarak durdurulmuş, ancak 1976'da Gregg v. Georgia kararıyla yeniden yasallaşmıştı. O günden bu yana 1.500'den fazla infaz gerçekleşti. Son yıllarda kamuoyu desteği azalıyor; Pew Research Center'ın 2021 anketine göre Amerikalıların %60'ı idam cezasına destek verirken, bu oran 1990'larda %80 civarındaydı. Yine de siyasi olarak etkili bir araç olmayı sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki idam cezası uygulamaları, küresel insan hakları normlarıyla çelişiyor. Uluslararası Af Örgütü'nün verilerine göre 2023'te dünya genelinde 883 infaz gerçekleşti; bunun 657'si Çin, İran, Suudi Arabistan, Somali ve ABD'de yapıldı. ABD, idam cezasını kaldıran 112 ülkenin aksine, hâlâ infaz yapan ülkeler arasında. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ABD'yi idam cezasını kaldırmaya çağırıyor. Ancak ABD federal sisteminde eyaletlerin yetkileri geniş olduğu için ulusal bir yasak getirilmesi zor.
Ageorges-Skinner'in vurguladığı "siyasi gündem" meselesi, aslında daha geniş bir soruna işaret ediyor: Seçimle gelen yargı organları, popülist ceza adaleti politikalarını teşvik ediyor. Bu durum, sadece idam cezası değil, aynı zamanda uzun hapis cezaları ve masumiyet iddialarının göz ardı edilmesi gibi sorunları da beraberinde getiriyor. ABD'de 1973'ten bu yana 190'dan fazla mahkûmun idam cezası, yeni delillerle beraatle sonuçlandı. Bu, hatalı infaz riskini gözler önüne seriyor.
Küresel olarak idam cezasına karşı eğilim güçleniyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2007'den bu yana idam cezasına moratoryum çağrısı yapan kararlar alıyor. Türkiye, 2004'te idam cezasını tüm suçlar için kaldırarak bu yönde önemli bir adım attı. ABD'deki tartışma, diğer ülkelerdeki ceza adaleti reformları için de ders niteliğinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki idam cezası tartışması, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, ceza adaleti ve yargı bağımsızlığı konusunda küresel bir perspektif sunuyor. Türkiye, idam cezasını 2004'te kaldırarak AB üyelik sürecinde önemli bir adım atmıştı. Ancak son yıllarda bazı siyasi söylemlerde idam cezasının yeniden getirilmesi tartışılıyor. ABD örneği, seçilmiş yargıç ve savcıların popülist baskılarla adaleti nasıl etkileyebileceğini gösteriyor. Türkiye'nin hukuk devleti ilkesini güçlendirmesi ve yargı bağımsızlığını koruması, uluslararası alanda itibarı için kritik. Ayrıca, ABD'nin idam cezası uygulamaları, Türkiye'nin insan hakları savunuculuğu açısından da bir referans noktası olabilir.