ABD'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (ICC) yönelik yaptırım kararları, müttefiki Japonya'yı zor bir durumda bıraktı. Çünkü yaptırım listesinde yer alan ICC Başkanı Tomoko Akane, bir Japon vatandaşı. Bu gelişme, Japonya'nın hem tarihi müttefiki ABD ile ilişkilerini hem de hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını dengeleme çabasını ortaya koyuyor. Peki, bu yaptırımların arka planında ne var ve Japonya'nın önündeki seçenekler neler?
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump'ın imzaladığı başkanlık kararnamesi, ICC personeline yönelik mali yaptırımlar ve vize kısıtlamaları öngörüyor. Kararname, ICC'nin ABD askerleri ve istihbarat personeli hakkında soruşturma başlatmasına tepki olarak hazırlandı. Ancak listede Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin vatandaşları da var. Japon yargıç Tomoko Akane'nin ICC başkanlığına seçilmesi ise 2021 yılında gerçekleşmişti.
ABD'nin bu adımı, uluslararası hukuk ve çok taraflı kurumlara yönelik eleştirilerini artırdığı bir döneme denk geldi. Washington yönetimi, ICC'nin yetkilerini aştığını ve egemen devletlerin iç işlerine karıştığını savunuyor. Ancak Japonya gibi müttefikler, bu tür yaptırımların uluslararası hukukun işleyişine zarar verdiğini düşünüyor.
Japonya, ICC'nin kurucu üyelerinden biri ve mahkemeye en fazla mali katkı sağlayan ülkeler arasında yer alıyor. Tokyo yönetimi, uluslararası hukukun ve insan haklarının korunmasının önemini sık sık vurguluyor. Ancak ABD ile güvenlik ittifakı, bu tür ilkeler ile gerçek politika arasında bir çelişki yaratıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD'nin ICC'ye yönelik yaptırımları, sadece ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda uluslararası hukukun geleceği açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. ICC, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları yargılamak üzere kurulmuş bağımsız bir mahkeme. Ancak ABD gibi büyük güçlerin bu mahkemeye yönelik baskıları, uluslararası toplumun hukukun üstünlüğü ilkesine olan güvenini zedeliyor.
Japonya'nın bu süreçteki tutumu, Asya-Pasifik bölgesindeki diğer ülkeler için de bir örnek teşkil ediyor. Bölgede Çin'in yükselişi ve ABD'nin Çin'e karşı güvenlik ittifaklarını güçlendirme çabaları, Japonya'nın ABD ile ilişkilerini daha da önemli kılıyor. Ancak Tokyo, uluslararası kurumlara destek vermekten geri durmuyor; örneğin, Japonya Lahey'deki mahkemenin en büyük mali destekçilerinden biri olmaya devam ediyor.
Bu kriz, Japonya'nın sadece dış politika manevralarını değil, aynı zamanda iç kamuoyunu da ilgilendiriyor. Japon toplumu, hukukun üstünlüğüne büyük önem veriyor; bu nedenle bir Japon yargıcın hedef alınması, kamuoyunda tepkiyle karşılanabilir. Ancak diğer yandan, Japonya'nın güvenlik garantileri büyük ölçüde ABD'ye bağlı olduğu için, Tokyo yönetiminin denge politikası izlemesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası hukuk ve çok taraflılık ilkelerini destekleyen bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından izliyor. ABD'nin ICC'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği açısından endişe verici. Türkiye, benzer şekilde kendi ulusal çıkarlarını korumaya çalışırken, uluslararası hukuk kurallarının ihlal edilmesinin bölgesel istikrarsızlığı artırabileceğini düşünüyor. Öte yandan, bu durum ABD'nin müttefikleri üzerindeki baskısını artırarak, ittifak içinde derin görüş ayrılıklarına yol açabilir; bu da Türkiye'nin kendi diplomatik manevraları için bir fırsat veya tehdit oluşturabilir.