ABD'nin, Başkan Donald Trump'ın Ocak 2025'te göreve gelmesinden bu yana gizli anlaşmalar çerçevesinde 25 bin düzensiz göçmeni üçüncü ülkelere sınır dışı ettiği ortaya çıktı. Washington'un, kendi ülkelerine yasal olarak geri gönderilemeyen kişileri gelişmekte olan ülkelere kabul ettirme yönünde anlaşmalar imzaladığı belirtiliyor. Bu uygulama, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi tartışmalara yol açıyor.
Gizli Anlaşmaların Arka Planı
ABD yönetimi, sınır dışı edilemeyen göçmenler sorununu çözmek için üçüncü ülkelerle ikili anlaşmalar yapıyor. Bu anlaşmalar kapsamında, sığınma başvuruları reddedilen veya kendi ülkelerine gönderilmeleri mümkün olmayan kişiler, başka ülkelere naklediliyor. Söz konusu ülkeler arasında El Salvador, Guatemala, Honduras gibi Orta Amerika ülkeleri ile bazı Afrika ülkeleri bulunuyor. Anlaşmaların mali boyutu ve koşulları kamuoyuna açıklanmıyor.
Trump yönetimi, göçmenlik politikalarını sertleştirerek sınır güvenliğini artırmayı ve düzensiz göçü caydırmayı hedefliyor. Ancak bu politikalar, insan hakları örgütleri ve uluslararası kuruluşlar tarafından eleştiriliyor. Sınır dışı edilen kişilerin varış ülkelerinde kötü muameleye maruz kalabileceği, geri gönderme yasağına (non-refoulement) aykırılık oluşturabileceği belirtiliyor.
ABD'nin bu uygulaması, diğer ülkeler için de emsal teşkil edebilir. Avrupa Birliği ülkeleri de benzer şekilde üçüncü ülkelerle anlaşmalar yaparak göçmenleri buralara göndermeyi tartışıyor. İngiltere'nin Ruanda planı bu tür bir yaklaşımın örneği olarak gösteriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin gizli sınır dışı anlaşmaları, küresel göç yönetimi açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Orta Amerika ülkeleri, kendi ekonomik ve sosyal sorunlarıyla boğuşurken bir de ABD'den gönderilen göçmenleri kabul etmek zorunda kalıyor. Bu durum, bölgede istikrarsızlığı artırabilir ve yeni göç dalgalarını tetikleyebilir.
Uluslararası hukuk uzmanları, bu tür anlaşmaların mülteci haklarına aykırı olabileceğini vurguluyor. Özellikle, göçmenlerin varış ülkelerinde güvenli bir şekilde yerleştirilmesi ve temel haklara erişimi konusunda garantilerin eksikliği endişe yaratıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), ülkeleri uluslararası yükümlülüklerine uymaya çağırıyor.
ABD'nin bu politikası, göçmenlerin menşe ülkeleriyle ilişkileri de gerginleştirebilir. Örneğin, Orta Amerika ülkeleri, kendi vatandaşlarının yanı sıra üçüncü ülke vatandaşlarını da kabul etmek zorunda kaldığı için ABD'ye karşı tepki gösterebilir. Ayrıca, bu ülkelerdeki insan hakları ihlalleri ve yolsuzluk, göçmenlerin güvenliğini tehlikeye atabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteci barındıran ülke olarak, ABD'nin üçüncü ülkelere sınır dışı etme uygulamasını yakından takip etmeli. Bu tür anlaşmalar, küresel göç rejiminde bir değişime işaret ediyor ve Türkiye'nin göç yönetimi politikalarını etkileyebilir. Türkiye, AB ile 2016'da imzaladığı geri kabul anlaşmasıyla benzer bir mekanizmayı zaten uyguluyor. ABD'nin uygulaması, Türkiye'nin göçmenleri üçüncü ülkelere gönderme konusundaki pozisyonunu güçlendirebilir veya eleştirileri artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel istikrarı koruma çabaları açısından, bu tür sınır dışı işlemlerinin insan haklarına uygunluğu önem taşıyor.