ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonları kapsamında dört ay önce düzenlenen bir füze saldırısında, İran'ın güneybatısındaki bir ilkokul hedef alındı. Saldırıda çoğunluğu 6-12 yaş arası çocuklar olmak üzere 85 kişi hayatını kaybetti. Olay, ABD-İsrail ortak askeri harekatının en ölümcül saldırısı olarak kayıtlara geçmesine rağmen, Washington yönetiminden sorumluluğa dair net bir açıklama gelmedi. Trump yönetimi, saldırının bir "hata" olduğunu ima etmekle birlikte, resmi bir özür ya da tazminat taahhüdünde bulunmadı.
Olayın arka planı
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, saldırının İran Devrim Muhafızları'na bağlı bir hedefe yönelik olduğu belirtilmişti. Ancak istihbarat hatası sonucu bir okulun vurulduğu ortaya çıktı. Yerel kaynaklara göre, saldırı sabah saatlerinde, çocukların ders başı yaptığı sırada gerçekleşti. Okulda öğretmenler ve okul çalışanları da yaşamını yitirdi. İran yönetimi olayı "savaş suçu" olarak nitelendirerek uluslararası soruşturma çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, saldırıya ilişkin bağımsız bir inceleme başlatılması için oylama yapılmasını talep etti ancak ABD ve İsrail'in itirazı nedeniyle süreç tıkandı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu saldırı, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik müşterek askeri harekatının siviller üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. İran, olaya misilleme olarak Basra Körfezi'ndeki ABD donanma gemilerine tehditler savurdu ve bölgedeki gerilim tırmandı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki ülkeler, saldırının bölgesel istikrarı daha da bozacağı endişesini dile getirdi. Rusya ve Çin, İran'a askeri yardım sinyali verirken, Avrupa Birliği tarafsız bir soruşturma çağrısında bulundu ancak ABD'ye yaptırım uygulamaktan kaçındı. Saldırı, savaşta sivil kayıpların hesap verilebilirliği konusunu yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu saldırı, Türkiye'nin sınır komşusu İran'daki istikrarsızlığın derinleşmesine yol açabilir. Türkiye, İran ile enerji ticareti ve güvenlik işbirliği açısından önemli bir ortak; ancak bu tür olaylar bölgesel gerilimi artırarak Türkiye'yi de etkileyebilecek bir kaos ortamı yaratma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, ABD'nin sivil kayıplara rağmen sorumluluk üstlenmemesi, uluslararası hukuk ve hesap verilebilirlik açısından emsal teşkil edebilir. Türkiye'nin, komşusundaki insani krize kayıtsız kalması beklenmez; Ankara'nın itidalli bir diplomatik dil kullanarak hem insani yardım hem de bölgesel istikrar için arabuluculuk yapması olasıdır.