ABD Eğitim Bakanlığı, üniversitelerin federal öğrenci kredisi programlarına erişimini, mezunlarının kazanç gücüne bağlayan yeni düzenlemeleri nihai hale getirdiğini duyurdu. 29 Haziran'da Washington'da yapılan açıklamayla, Başkan Donald Trump yönetiminin yükseköğretim kurumlarına yönelik en somut mali baskı araçlarından biri devreye alınmış oldu. Yeni kurallar, federal kredi programına katılan okulların mezunlarının istihdam edilebilirliğini ve elde ettikleri gelir düzeyini belirli bir eşiğin üzerinde tutmasını zorunlu kılıyor. Aksi takdirde ilgili okulların öğrencileri adına federal kredi alabilme yetkisi askıya alınacak veya tamamen iptal edilecek.
Düzenlemenin arka planı: Öğrenci borcu krizi ve hesap verebilirlik
ABD'de toplam öğrenci borcu 1,7 trilyon doları aşarken, borç geri ödememe oranları yıllardır yükseliş trendinde. Trump yönetimi, vergi mükelleflerinin finanse ettiği bu sistemin verimsiz okullar tarafından suistimal edildiğini savunuyor. Bakanlık yetkililerine göre, yeni düzenleme okulları yalnızca kayıt rakamlarını şişirmek yerine, öğrencileri gerçek istihdama hazırlamaya teşvik edecek. Özellikle kar amacı güden özel üniversiteler ve bazı kâr amacı gütmeyen kurumların yüksek borçlanma ve düşük istihdam oranları hedef alınıyor.
Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, "Amerikalı öğrenciler ve aileleri, eğitim yatırımlarının karşılığını alamıyor. Yeni kurallarımız, okulları öğrencilerinin başarısına odaklanmaya zorlayacak" ifadeleri kullanıldı. Eleştirmenler ise bu kuralın özellikle azınlık ve düşük gelirli öğrencilere hizmet veren topluluk kolejlerini ve liberal sanat okullarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, pandemi sonrası işsizlik oranlarının yüksek seyrettiği bir dönemde, kazanç eşiğinin güncellenmemesi halinde birçok okulun cezalandırılabileceği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yükseköğretimde maliyet-hasıla modeli yaygınlaşıyor mu?
Trump yönetiminin bu adımı, dünya genelinde yükseköğretimin finansmanına yönelik artan sorgulamalarla aynı döneme denk geliyor. İngiltere'de üniversite harçlarının dondurulması, Avustralya'da mezun vergisi modelleri tartışılırken, ABD'nin doğrudan federal kredileri mezun maaşına endekslemesi yeni bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, bu modelin diğer ülkelerde de benzer düzenlemelere ilham verebileceğini belirtiyor. Ancak eleştiriler, eğitimin sadece ekonomik getiriyle ölçülemeyeceği, toplumsal fayda gibi unsurların da hesaba katılması gerektiği yönünde. Özellikle mühendislik ve tıp gibi yüksek maaşlı alanların yanında, sosyal bilimler ve sanat gibi düşük maaşlı ancak toplumsal katkısı yüksek alanların bu kuraldan nasıl etkileneceği merak konusu.
ABD'de özel ve eyalet üniversiteleri arasındaki rekabette, yeni kural özel okullar aleyhine bir denge unsuru olarak görülebilir. Ancak muhafazakâr düşünce kuruluşları, düzenlemenin serbest piyasa ilkelerine aykırı olmadığını, aksine öğrenciyi tüketici olarak koruduğunu savunuyor. Öte yandan, eğitim sendikaları ve öğrenci dernekleri konuyu mahkemeye taşıma hazırlığında. Dava sürecinin başlaması durumunda düzenlemenin uygulanması ertelenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de son yıllarda tartışılan yükseköğretimin finansmanı ve vakıf üniversitelerinin denetimi konularıyla paralel bir çerçeve sunuyor. Türkiye'de de devlet üniversitelerinde harçlar kaldırılmış olsa da, özel üniversite sayısının artması ve mezun istihdam oranlarındaki düşüş, ABD'deki modele benzer bir hesap verebilirlik mekanizmasını gündeme getirebilir. Özellikle YÖK'ün son dönemde kontenjan kısıtlamaları ve başarı sıralaması koşulları getirmesi, bu tür bir politikanın sinyali olarak okunabilir. Türkiye'nin kamu kaynaklarını verimli kullanma ihtiyacı ve genç işsizlikle mücadelesi, mezun maaşı endeksli bir modelin tartışılmasını muhtemel kılıyor. Ancak ABD'deki gibi köklü bir federal kredi sisteminin olmaması, doğrudan bir uyarlamayı zorlaştırıyor.