ABD'de ekonomik olarak alt gelir grubunda yer alan milyonlarca Amerikalı, yükselen borçlanma maliyetleri ve zayıflayan satın alma gücünün etkilerini derinden hissediyor. Son veriler, enflasyonun hane halkı bütçeleri üzerindeki baskısının sürdüğünü, kredi kartı ve otomobil kredisi faizlerinin tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrettiğini gösteriyor. Bu ekonomik sıkışma, yaklaşan başkanlık seçimlerinde seçmen davranışlarını şekillendirebilecek en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Ülke genelinde yapılan anketler, ekonomiyi en önemli sorun olarak gören seçmen oranının son aylarda arttığını ortaya koyuyor. Özellikle düşük ve orta gelirli haneler, gıda, kira ve enerji gibi temel harcamalarda ciddi artışlarla karşı karşıya. Federal Rezerv'in faiz indirimlerine rağmen, bankaların kredi faizlerini aynı hızla düşürmemesi, borçlu kesimlerin üzerindeki yükü hafifletmiyor.
Ekonomik Sıkışmanın Arka Planı
ABD ekonomisi, pandemi sonrası toparlanma sürecinde tarihi bir enflasyon dalgasıyla mücadele etti. 2022'de yüzde 9'u aşan enflasyon, Federal Rezerv'i agresif faiz artırımlarına zorladı. Politika faizi 2023'te yüzde 5,25-5,5 aralığına kadar yükseltildi. Bu durum, konut kredisi faizlerinin yüzde 8'i aşmasına, kredi kartı faizlerinin ise yüzde 20'nin üzerine çıkmasına neden oldu. Her ne kadar enflasyon son aylarda yüzde 3 civarına gerilese de, fiyat seviyeleri pandemi öncesine göre çok daha yüksek.
Ücret artışları ise enflasyonu tam olarak telafi edemedi. Özellikle hizmet sektöründe çalışan düşük gelirli işçiler, reel ücret kayıpları yaşadı. Konut fiyatlarındaki artış ve kiralardaki yükseliş, barınma maliyetini haneler için en büyük gider kalemi haline getirdi. Birçok Amerikalı, acil durumlar için tasarruf yapmakta zorlanıyor ve borçlanarak günlük ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalıyor.
Hükümetin uyguladığı mali teşvikler ve altyapı yatırımları istihdamı desteklese de, bu politikaların etkileri eşit dağılmadı. Düşük gelirli ve eğitim seviyesi düşük bireyler, işgücü piyasasındaki değişimden olumsuz etkilendi. Öte yandan, hisse senedi piyasalarındaki rekor yükseliş ve kurumsal kârlılık, varlıklı kesimin servetini artırdı; bu da gelir eşitsizliğini derinleştirdi.
Seçmen Davranışı ve Siyasi Yansımalar
Ekonomik sıkışma, seçmenlerin sandık tercihlerini doğrudan etkiliyor. Tarihsel olarak, seçmenler cüzdanlarına dokunan ekonomik koşullara göre oy verir. 2024 seçimlerinde de benzer bir dinamik bekleniyor. Anketler, Başkan Joe Biden'ın ekonomi yönetimine dair onay oranının düşük olduğunu, özellikle genç ve düşük gelirli seçmenler arasında desteğin azaldığını gösteriyor. Cumhuriyetçi Parti'nin olası adayı Donald Trump ise ekonomiyi merkeze alan bir kampanya yürütüyor ve bu kesimlere hitap ediyor.
Uzmanlar, ekonomik hoşnutsuzluğun tek başına seçim sonucunu belirlemeyeceğini, ancak kritik salıncak eyaletlerde dar marjlarla kazanılan seçimlerde belirleyici olabileceğini vurguluyor. Pensilvanya, Michigan, Wisconsin gibi eyaletlerde imalat işlerindeki kayıplar ve sendikal haklar gibi konular öne çıkıyor. Her iki parti de bu eyaletlerde ekonomik mesajlarını sertleştirmiş durumda.
Ayrıca, ekonomik sıkışma sosyal ve kültürel faktörlerle birleşerek seçmen tercihlerini karmaşıklaştırıyor. Göç, suç ve eğitim gibi konular da ekonomik kaygılarla iç içe geçmiş durumda. Seçmenlerin bir kısmı, ekonomik zorlukların nedenini küreselleşme ve göçmen işgücüne bağlarken, bir kısmı da hükümet politikalarını sorumlu tutuyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
ABD'deki ekonomik sıkışma, küresel ekonomi için de önemli sonuçlar doğurabilir. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'de tüketimin azalması, ihracatçı ülkeleri olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Federal Rezerv'in para politikası, küresel sermaye akımlarını ve döviz kurlarını belirliyor. Olası bir resesyon, gelişmekte olan piyasaları da sarsabilir. Seçim sonuçları, ABD'nin ticaret, iklim ve güvenlik politikalarında önemli değişikliklere yol açabilir; bu da NATO, Avrupa Birliği ve Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri etkiler.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki ekonomik sıkışma ve seçim belirsizliği, Türkiye'yi birden fazla kanaldan etkileyebilir. Öncelikle, ABD Merkez Bankası'nın faiz politikası, küresel risk iştahı ve doların değeri üzerinden Türk lirası ve Türkiye'nin borçlanma maliyetlerini etkiliyor. ABD'de olası bir yavaşlama, Türkiye'nin ABD'ye ihracatını azaltabilir. Ayrıca, seçim sonrası ABD dış politikasında yaşanabilecek değişim, Türkiye-ABD ilişkilerini, Suriye, Doğu Akdeniz ve savunma sanayii konularında etkileyebilir. Türkiye, her iki adayın da ekonomik ve jeopolitik önceliklerini dikkatle izlemeli.