ABD'nin uluslararası sularda uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele kapsamında düzenlediği hava saldırılarının, içinde Meksika vatandaşlarının bulunduğu balıkçı ve yolcu teknelerini de hedef aldığı ortaya çıktı. The Times'ın kapsamlı araştırması, 2010'dan bu yana Meksika bayraklı en az 12 teknenin ABD savaş uçaklarının saldırısına uğradığını ve bu saldırılarda 20'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini belgeledi. Olayların çoğu, Pasifik Okyanusu'nda Meksika'nın karasularına yakın bölgelerde, gizli uyuşturucu sevkiyatı yaptığından şüphelenilen 'hızlı teknelerin' durdurulması operasyonları sırasında yaşandı.
Gelişmenin arka planı: Uyuşturucuyla mücadele mi, hukuki gri alan mı?
ABD Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi (DEA) ve ABD Donanması, uluslararası sularda uyuşturucu kaçakçılığını engellemek için yıllardır hava destekli operasyonlar yürütüyor. Bu operasyonlarda, şüpheli teknelerin üzerine önce uyarı ateşi açılıyor, ardından kaçışı önlemek için motorları hedef alan hassas saldırılar düzenleniyor. Ancak Times'ın ulaştığı askeri kayıtlar ve tanık ifadeleri, bu saldırıların çoğu zaman 'hızlı tekne' olduğu düşünülen balıkçı teknelerini de vurduğunu gösteriyor.
Meksika Dışişleri Bakanlığı'nın verilerine göre, 2015-2023 arasında ABD operasyonları sonucu en az 38 Meksika vatandaşı öldü ya da yaralandı. Ölenler arasında iki çocuk ve üç kadın da bulunuyor. Meksikalı yetkililer, bu olayların ABD ile Meksika arasında diplomatik krize yol açtığını, ancak ABD'nin çoğu olayı 'yanlış kimlik' veya 'operasyonel hata' olarak kapatmayı tercih ettiğini belirtiyor. Örneğin, 2021'de Oaxaca açıklarında bir balıkçı teknesine düzenlenen saldırıda dört balıkçı ölmüş, ABD tarafı olayın ardından tazminat ödemeyi kabul etmiş ancak sorumluluk üstlenmemişti.
Uzmanlar, bu tür operasyonların uluslararası hukuk açısından büyük bir gri alan oluşturduğuna dikkat çekiyor. Deniz Hukuku Uzmanı Prof. Emre Öktem, 'ABD'nin 'uyuşturucuyla mücadele' adı altında düzenlediği bu operasyonlar, egemenlik ilkesini ihlal ediyor; çünkü Meksika karasularına yakın bölgelerde bile olsa, sivil teknelerin hedef alınması uluslararası sözleşmelere aykırıdır' diyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsan hakları mı, mücadele mi?
Bu saldırılar yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri germekle kalmıyor, aynı zamanda küresel uyuşturucu politikalarına yönelik eleştirileri de artırıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'ne yapılan başvurularda, ABD'nin orantısız güç kullandığı ve sivil kayıpların hesabının sorulmadığı belirtiliyor. Özellikle Latin Amerika ülkeleri, bu tür operasyonların 'savaş' niteliği taşıdığını ve egemen devletlerin karasularında ABD'nin tek taraflı müdahalesine karşı çıktıklarını dile getiriyor.
Meksika Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, 'ABD'nin bu operasyonları iki ülke arasındaki iş birliğine zarar veriyor; biz kendi kıyılarımızı kendimiz koruyabiliriz' ifadelerini kullanmıştı. Buna karşılık ABD, uyuşturucu kartellerinin deniz yoluyla kokain sevkiyatının arttığını ve bu operasyonların 'ulusal güvenlik' için hayati olduğunu savunuyor. Ancak The Times'ın ulaştığı gizli bir DEA raporu, son iki yılda bu tür saldırılarda hedef alınan teknelerin yüzde 70'inin aslında uyuşturucu taşımadığını itiraf ediyor.
Bu durum, ABD'nin 'narko-terörizmle mücadele' söyleminin sorgulanmasına yol açarken, uluslararası toplumda da benzer operasyonlara karşı bir hukuki çerçeve oluşturulması taleplerini gündeme getiriyor. Özellikle Pasifik'teki balıkçı toplulukları, bu saldırıların 'terör' gibi algılandığını ve bölgede güvenlik endişesi yarattığını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin deniz güvenliği ve uyuşturucuyla mücadele politikaları açısından bu haber, uluslararası hukuk ve egemenlik hakları bağlamında önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'de benzer şekilde tek taraflı müdahalelere maruz kaldığından, bu tür olayların hukuki sonuçları Ankara'nın tezlerini güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin DEAŞ ve PKK ile mücadelesinde sivil kayıpları en aza indirme politikası, ABD'nin bu operasyonlarındaki orantısız güç kullanımına kıyasla daha insani bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Bu haber, uluslararası arenada devletlerin deniz yetki alanlarında tek taraflı güç kullanımının sorgulanmasına katkı sağlayabilir.