Trump yönetimi, "her ne pahasına olursa olsun sınır dışı etme" politikası kapsamında, ABD'ye ebeveyni veya vasisi olmadan gelen çocukları hedef alıyor. Federal bir davaya göre, yasal olarak ABD'de kalma hakkı bulunan çocuklar bile ülkelerine geri gönderiliyor. İddialar, yönetimin göçmenlik uygulamalarındaki sert tutumunu bir kez daha gündeme getirirken, insan hakları örgütleri uygulamayı "çocuk istismarı" olarak nitelendiriyor.
Davada öne sürülen iddialar
Ocak ayında açılan federal davada, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) yetkililerinin, refakatsiz çocukları (UAC) sistematik olarak sınır dışı ettiği belirtiliyor. Davacılar, bu çocukların çoğunun, 2008 tarihli İnsan Ticareti Mağdurlarını Koruma Yasası (TVPRA) uyarınca ABD'de kalma hakkına sahip olduğunu, ancak yönetimin bu yasal korumaları görmezden geldiğini ifade ediyor.
Hukuk davası, Louisiana Batı Bölgesi Bölge Mahkemesi'nde, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve Ulusal Göçmen Adaleti Merkezi (NJC) gibi kuruluşlar tarafından açıldı. Davada, üç refakatsiz çocuğun — 16 yaşındaki bir Honduraslı, 11 yaşındaki bir Guatemalalı ve 4 yaşındaki bir El Salvadorlu — hızlandırılmış sınır dışı işlemlerine tabi tutulduğu ve ülkelerine gönderildiği aktarılıyor. Oysa bu çocukların, ABD'de aile üyeleriyle birleşme veya insani koruma başvuruları sürecinde olmaları nedeniyle yasal olarak kalma hakları bulunuyor.
ACLU avukatlarından Lee Gelernt, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu çocuklar, savaş ve yoksulluktan kaçarak ABD'ye sığındı. Şimdi ise onları korumakla yükümlü hükümet, onları tehlikeye sürüklüyor" dedi. Gelernt, yönetimin bu uygulamasının TVPRA'yı doğrudan ihlal ettiğini vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Refakatsiz çocukların sınır dışı edilmesi, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda Orta Amerika ülkeleriyle olan ilişkileri de etkiliyor. Guatemala, Honduras ve El Salvador, sınır dışı edilen çocukları kabul etmekte zorlanıyor; bu ülkelerdeki şiddet ve yoksulluk, çocukların yeniden göç etme riskini artırıyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), sınır dışı uygulamalarının uluslararası hukuka aykırı olabileceğini belirterek, çocukların menfaatlerinin ön planda tutulması gerektiğini vurguladı. Avrupa Birliği de ABD'yi göçmen politikalarında insan haklarına saygı göstermeye çağırdı. Uzmanlar, bu uygulamanın, ABD'nin uluslararası itibarına zarar verdiğini ve göçmen karşıtı söylemlerin küresel ölçekte yayılmasına katkı sağladığını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD'nin göçmen politikalarının insan hakları boyutunu bir kez daha gündeme getiriyor. Türkiye, benzer şekilde, özellikle Afgan ve Suriyeli göçmenler konusunda uluslararası hukuk ile iç güvenlik arasında denge kurmaya çalışıyor. Türkiye'nin kendi göç politikalarını savunurken, ABD'deki bu uygulamaları eleştirel bir gözle değerlendirmesi, Ankara'nın uluslararası kamuoyundaki konumunu güçlendirebilir. Ancak, ABD'nin bu sert tutumu, küresel göç yönetimi normlarının zayıflamasına yol açarsa, Türkiye gibi göç koridorlarında yer alan ülkelerin üzerindeki yük de artabilir. Bu nedenle Ankara'nın, insan haklarına dayalı bir göç politikasını uluslararası platformlarda savunmaya devam etmesi önem taşıyor.