Çin Devlet Başkanı Xi Jinping bu hafta Washington'a gidiyor. ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmelerden ne sonuç çıkarsa çıksın, Avrupalı müttefikler kendilerini bir kez daha iki dev ekonomik güç arasında sıkışmış halde bulacak. ABD'nin öngörülemez ticaret politikası ile Pekin'in ihracat motoru arasında sıkışan Avrupa, küresel düzenin yeniden şekillendiği bir dönemde kendi pozisyonunu tanımlamakta zorlanıyor.
Zirve Öncesi Beklentiler ve Avrupa'nın İkilemi
Xi Jinping'in Washington ziyareti, ABD-Çin ilişkilerinde uzun süredir beklenen bir yumuşama sinyali olarak yorumlanıyor. Ancak görüşmelerin içeriği ne olursa olsun, Avrupa Birliği'nin temel sorunu değişmiyor: Bir yanda Washington'ın çelik ve alüminyum tarifeleri, İran yaptırımları ve dijital vergi konularındaki tek taraflı adımları; diğer yanda ise Çin'in devlet destekli sanayi politikaları ve Avrupa pazarına yönelen ihracat dalgası. Avrupa, bu iki kutup arasında denge kurmaya çalışırken kendi stratejik özerkliğini inşa etme çabasında.
Trump yönetiminin ticaret savaşları söylemi, Avrupa'nın ihracata dayalı ekonomileri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesi, ABD pazarına olan bağımlılığı nedeniyle Washington'ın korumacı adımlarından doğrudan etkileniyor. Öte yandan Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ve 17+1 platformu üzerinden Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle kurduğu ekonomik bağlar, AB içinde farklı seslerin yükselmesine neden oluyor. Bu bölünmüşlük, Brüksel'in ortak bir Çin stratejisi geliştirmesini zorlaştırıyor.
Avrupa'nın elindeki en büyük koz ise tek pazarının büyüklüğü ve düzenleyici gücü. Ancak bu gücü kullanmak için üye ülkeler arasında ortak irade gerekiyor. Fransa ve Almanya'nın öncülüğünde şekillenen "Avrupa egemenliği" söylemi, somut politikalara dönüşmekte yavaş kalıyor. Xi-Trump görüşmesinin gölgesinde, Avrupa'nın kendi sesini ne kadar duyurabileceği belirsizliğini koruyor.
Orta Güçlerin Yükselişi ve Çok Kutuplu Düzen
ABD ve Çin arasındaki rekabet, sadece Avrupa'yı değil, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Hindistan, Brezilya gibi "orta güçleri" de yeni bir denklem içinde konumlanmaya zorluyor. Bu ülkeler, iki süper güç arasında taraf seçmek yerine kendi çıkarlarını maksimize etme stratejisi izliyor. Avrupa da bu grupta yer alıyor; ancak ekonomik ağırlığı ve normatif gücüne rağmen askeri ve siyasi birlik eksikliği, etkisini sınırlıyor.
Çin'in Washington ile diyaloğu, Pekin'in küresel ticaret sistemindeki konumunu yeniden müzakere etme çabası olarak görülüyor. Trump yönetiminin geçmişte uyguladığı tarifeler, Çin ekonomisini yavaşlatmış olsa da Pekin'in teknoloji ve altyapı yatırımlarına dayalı büyüme modelini tamamen terk ettiği söylenemez. Avrupa ise bu süreçte hem ABD'nin hem de Çin'in baskılarına maruz kalıyor: Bir yandan ABD, Avrupa'yı Çin'e karşı daha sert önlemler almaya çağırırken; diğer yandan Çin, Avrupa'nın teknoloji ihracat kontrollerini gevşetmesi için lobi yapıyor.
Orta güçlerin manevra alanı, küresel ekonomik yönetişimin parçalanmasıyla daralıyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün işlevsizleşmesi, iklim değişikliğiyle mücadelede ortak adımların gecikmesi ve dijital ekonomi kurallarının henüz oluşmaması, belirsizliği artırıyor. Avrupa'nın bu belirsizlikte izleyeceği yol, sadece kendi geleceği için değil, çok kutuplu düzenin istikrarı için de kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi ve Avrupa'nın bu rekabette sıkışması, Türkiye için hem riskler hem fırsatlar barındırıyor. Türkiye, Gümrük Birliği üzerinden AB ile entegre bir ekonomiye sahipken, aynı zamanda Çin ile artan ticaret hacmi ve Kuşak-Yol projesi kapsamındaki iş birliğiyle dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyor. ABD'nin tarifeleri Türk ihracatçısını da dolaylı olarak etkileyebilir; zira AB pazarındaki daralma, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olan AB'ye satışlarını azaltabilir. Öte yandan Çin'in Avrupa'ya yönelik ihracat baskısı, Türk sanayicisi için haksız rekabet yaratabilir. Türkiye, savunma sanayii ve enerji gibi alanlarda Batı ile iş birliğini sürdürürken, Asya ile ekonomik bağlarını güçlendirme stratejisini koruyor. Bu denge politikası, önümüzdeki dönemde daha da hassas bir hal alacak.