ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana en kırılgan dönemini yaşıyor. Donald Trump ve Xi Jinping liderliğindeki yönetimler, diplomatik süreçleri güvence altına alan kurumları ve personeli sistematik şekilde zayıflatarak bilateral gerilimi körükledi. Uzmanlara göre, iki ülke arasındaki güvensizlik derinleşirken, kriz yönetimi mekanizmaları da ciddi hasar gördü.
Gelişmenin Arka Planı
ABD-Çin ilişkileri, 1979'da diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana iniş çıkışlar yaşadı. Ancak son beş yılda ticaret savaşları, teknoloji yarışı ve Tayvan gerilimi gibi konular ilişkileri dip seviyelere çekti. Trump döneminde başlatılan gümrük tarifeleri ve teknoloji kısıtlamaları, Biden yönetimi altında da devam etti. Diğer taraftan, Çin'in Hong Kong ve Sincan politikaları Batı'da sert tepkilere yol açtı. Diplomatik kanalların daralması, özellikle kriz anlarında yanlış anlaşılmaların artmasına neden oluyor. Düşünce kuruluşları, iki ülke arasındaki askeri temas hattı ve istihbarat paylaşımı gibi kritik alanlarda iletişim kopukluğu yaşandığını rapor ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin rekabeti, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm küresel düzeni etkiliyor. Asya-Pasifik bölgesinde Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi sıcak noktalarda askeri varlık artışı yaşanıyor. Avrupa Birliği ve diğer aktörler, iki süper güç arasında denge kurmaya çalışırken, tedarik zinciri güvenliği ve teknoloji bağımsızlığı gibi konular öne çıkıyor. Küresel yönetişim alanında ise BM, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, ABD-Çin çekişmesinin gölgesinde işlevsiz kalma riski taşıyor. İklim değişikliği ve pandemi gibi ortak tehditlerle mücadele için işbirliği ihtiyacı artarken, mevcut kutuplaşma bu tür küresel eylemleri zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin gerilimi, Türkiye için stratejik bir denge oyunu anlamına geliyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile ittifak ilişkisini sürdürürken, Çin ile de özellikle Kuşak ve Yol Projesi kapsamında ekonomik işbirliği yürütüyor. İkili gerilimin derinleşmesi, Türkiye'nin her iki aktörle de ilişkilerini yönetmesini zorlaştırabilir. Enerji, ticaret ve savunma sanayi gibi kritik sektörlerdeki bağımlılıklar, Türkiye'nin bu satranç tahtasında hareket kabiliyetini sınırlıyor. Bununla birlikte, Türkiye'nin Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk rolü, ABD-Çin rekabetinde de benzer bir konumlanma potansiyeli taşıyor. Ancak bu, Türkiye'nin bağımsız dış politika vizyonu ve dengeli angajmanı ile mümkün olabilir.