Uzmanlar, ABD'nin Çin ile olası bir çatışmada caydırıcılığı sağlamak için yeterli sayıda önleyici (interceptor) füzesinin bulunmadığını, bu durumun Amerika'nın savunma kapasitesine ilişkin ciddi endişelere yol açtığını belirtiyor. Heritage Vakfı'nın yeni raporu, Trump yönetiminin İran'a yönelik askeri operasyonlarında mühimmat stoğunun önemli ölçüde tükendiğine dikkat çekerek, bu durumun Pasifik'teki güç dengesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Önleyici Füze Stoğundaki Kritik Eksiklik
Heritage Vakfı tarafından yayımlanan rapor, ABD'nin ulusal füze savunma sisteminin temelini oluşturan yer tabanlı önleyici füzelerin sayısının, Çin'in artan nükleer ve konvansiyonel füze tehditleri karşısında yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Raporda, şu anda konuşlu durumda bulunan 44 yer tabanlı önleyicinin, Çin'in sahip olduğu yaklaşık 1.200 balistik füze karşısında etkili bir savunma sağlayamayacağı ifade ediliyor. Uzmanlar, bu sayının en az iki katına çıkarılması gerektiğini savunurken, Kongre'nin bütçe kısıtlamaları ve öncelik çatışmaları nedeniyle yeterli yatırımı yapmadığını belirtiyor.
Trump yönetiminin İran'a yönelik 2020 yılında gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, özellikle Tomahawk seyir füzeleri ve havadan karaya mühimmat kullanımında büyük bir tükenmeye yol açtı. Heritage raporu, bu tükenmenin yalnızca Orta Doğu'daki operasyonları etkilemekle kalmayıp, Çin'e karşı olası bir çatışma senaryosunda kullanılabilecek kritik stokların da azalmasına neden olduğunu vurguluyor. Rapor, ABD'nin savunma sanayii üretim kapasitesinin, savaş zamanı ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu ve mevcut üretim hızının aylar süreceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin füze savunma kapasitesindeki bu açık, yalnızca askeri bir zafiyet olarak kalmıyor; aynı zamanda küresel güç dengesi ve caydırıcılık mimarisi açısından da kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor. Çin, son yıllarda hipersonik füzeler ve nükleer üçlü yetenekleri üzerinde yoğunlaşarak, ABD'nin füze savunma sistemlerini aşabilecek kabiliyetler geliştiriyor. Bu durum, ABD'nin müttefikleri olan Japonya, Güney Kore ve Avustralya'yı da derinden etkiliyor; bu ülkeler, ABD'nin genişletilmiş caydırıcılık güvencesine olan inançlarını sorgulamaya başlıyor.
Uzmanlar, mühimmat tükenmesinin yanı sıra bakım ve modernizasyon eksikliklerinin de savunma hazırlığını zayıflattığına dikkat çekiyor. Örneğin, HIMARS ve M270 gibi çok namlulu roketatar sistemlerinde kullanılan güdümlü füzelerin üretim hızı, savaş koşulları için gerekenin çok altında. Bu durum, ABD'nin aynı anda iki büyük bölgesel çatışmaya müdahale edebilme kapasitesini de olumsuz etkiliyor. Pentagon yetkilileri ise bu endişelere rağmen, Pasifik'teki müttefiklerle tatbikatlara ve yığınak yapmaya devam ediyor; ancak uzmanlar, bu gösterişin gerçek bir caydırıcılık için yeterli olmadığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin küresel füze savunma kapasitesindeki bu zafiyet, Türkiye'nin savunma politikaları açısından da bir dizi soruyu gündeme getiriyor. Türkiye, kendi füze savunma sistemlerini geliştirme çabalarını sürdürürken, NATO'nun kolektif savunma şemsiyesi altında ABD'nin taahhütlerinin ne derece güvenilir olduğu önemli bir mesele haline geliyor. Özellikle doğu sınırındaki tehditler ve çevresel krizler göz önüne alındığında, Türkiye'nin kendi milli füze savunma sistemlerine (SIPER gibi) yaptığı yatırımları artırması ve yabancı bağımlılığı azaltması gerektiği açıktır. Bu gelişme, Türkiye'nin stratejik özerklik politikasını güçlendirme yönünde bir fırsat olarak da okunabilir; ancak NATO içindeki uyum ve dayanışma ilkeleri de gözetilmelidir.