ABD ile Çin arasındaki sınır ötesi biyoteknoloji anlaşmaları, Washington'un yatırım ve teknoloji transferi kısıtlamalarını artırmasıyla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor ve sektör analistlerine göre önümüzdeki dönemde bu alanda bir yavaşlama yaşanabilir. Pandemi sonrası hızlanan biyoteknoloji iş birliği, jeopolitik gerilimlerin gölgesinde yeni bir döneme giriyor.
Gelişmenin arka planı
ABD hükümeti, Çin'in yapay zeka, yarı iletkenler ve biyoteknoloji gibi stratejik sektörlerdeki yükselişini kontrol altına almak için ihracat kontrolleri ve yatırım kısıtlamalarını sıkılaştırıyor. Bu politikalar, iki ülke arasındaki biyoteknoloji anlaşmalarını doğrudan etkiliyor. Özellikle gen düzenleme, ilaç geliştirme ve tıbbi cihazlar gibi alanlarda Çinli şirketlerle ortaklık yapan Amerikan firmaları, artan denetim ve lisans süreçleriyle karşı karşıya. Analistler, bu durumun yeni anlaşmaların tamamlanma süresini uzattığını ve maliyetleri artırdığını belirtiyor. Sektördeki belirsizlik, her iki taraftaki şirketlerin alternatif pazarlar arayışına girmesine yol açıyor.
Küresel boyut
ABD-Çin biyoteknoloji rekabeti, küresel ilaç tedarik zincirlerini ve yenilik ekosistemini de etkiliyor. Avrupa ve Asya-Pasifik'teki diğer ülkeler, bu boşluğu doldurmak için kendi biyoteknoloji yatırımlarını artırıyor. Özellikle Singapur, Güney Kore ve Hindistan, Çin'den uzaklaşan yatırımlar için alternatif merkezler haline geliyor. ABD'nin kısıtlamaları, aynı zamanda Çinli biyoteknoloji firmalarını yerli inovasyona ve kendi kendine yeterliliğe yöneltiyor. Bu durum, uzun vadede küresel biyoteknoloji pazarında iki ayrı ekosistemin oluşmasına neden olabilir. Uzmanlar, teknolojik ayrışmanın (decoupling) ilaç fiyatları, klinik araştırmalar ve halk sağlığı üzerinde önemli sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoteknoloji alanında yerli üretimi teşvik eden ve uluslararası iş birliklerine açık bir ülke olarak, ABD-Çin arasındaki bu gerilimden stratejik fırsatlar çıkarabilir. Ankara, Çin'den yönelen yatırımlar için alternatif bir üs olabileceği gibi, ABD ile de dengeli bir ilişki kurarak teknoloji transferinden faydalanabilir. Özellikle sağlık ve ilaç sektöründe yerli üretim kapasitesini artırmayı hedefleyen Türkiye, küresel tedarik zincirindeki değişimleri yakından takip etmeli ve bu alandaki iş birliği fırsatlarını değerlendirmelidir. ABD-Çin rekabeti, Türkiye için biyoteknoloji alanında bağımsız bir oyuncu olma yolunda bir katalizör işlevi görebilir.