ABD’nin bağımsızlığının 250. yılını kutlamaya hazırlandığı bir dönemde, Pekin ile Washington arasındaki bilimsel işbirliği benzeri görülmemiş bir gerilim yaşıyor. İki süper güç arasındaki jeopolitik rekabetin bir yansıması olan ‘bilimsel kopuş’, yalnızca araştırma işbirliklerini değil, aynı zamanda küresel inovasyonun geleceğini de tehdit ediyor. ABD’nin 1776’da kurulmasından bu yana geçen 250 yılda bilim ve teknoloji alanında ortak çalışmalar en büyük ilerlemelere imza atmışken, bugün yaşanan ayrışma her iki taraf için de yüksek maliyetler doğuruyor. Çin’in son 20 yılda araştırma ve geliştirme harcamalarını katlaması, ABD’nin ise ulusal güvenlik gerekçesiyle bilimsel alışverişi kısıtlaması, küresel araştırma ağında derin çatlaklar oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı: bilimsel diplomasiden teknoloji savaşına
Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasında bilimsel rekabet yaşanırken, 1979’da diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla ABD-Çin bilimsel işbirliği hızla gelişti. 2000’li yıllarda Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki araştırma ortaklıkları patlama yaşadı. Ancak 2017’de ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Çin’in ‘stratejik rakip’ olarak tanımlanması, bilimsel alanı da etkiledi. 2022’de yürürlüğe giren ÇİP Yasası yarı iletken teknolojilerine yönelik ihracat kısıtlamaları getirirken, 2024’te ABD Enerji Bakanlığı Çin’le ortak araştırmaları büyük ölçüde durdurdu. Bugün ABD’deki üniversitelerde Çinli araştırmacı sayısı azalırken, Çin de kendi yerli teknoloji ekosistemini inşa etmeye çalışıyor. Bu kopuşun en somut göstergesi, ortak yayın sayılarındaki düşüş: Doğa Endeksi verilerine göre 2020’den bu yana ABD-Çin ortak yayınları yüzde 15 azaldı. Öte yandan Huawei, ByteDance gibi Çin şirketlerinin ABD’deki faaliyetleri de sıkı denetime tabi tutuluyor.
Bilimsel kopuşun en kritik alanı yapay zeka, kuantum hesaplama, biyoteknoloji ve yarı iletkenler gibi çığır açıcı teknolojiler. ABD’nin ihracat kontrol listesine eklenen teknolojiler, Çin’in bu alanlarda bağımsız Ar-Ge’ye yönelmesine yol açtı. Çin’in 2024 yılında yarı iletken üretim ekipmanlarına yaptığı yatırım 30 milyar doları aşarken, ABD’nin CHIPS Yasası ile 52 milyar dolar tahsis ettiği teşvikler, iki ülkenin birbirinden bağımsız teknoloji ekosistemleri oluşturma gayretini gösteriyor. Ancak uzmanlar, tam bir ayrışmanın kısa vadede mümkün olmadığını, küresel tedarik zincirlerinin karmaşıklığı nedeniyle her iki tarafın da zarar göreceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya-Pasifik’ten Avrupa’ya yansımalar
ABD-Çin bilimsel kopuşu yalnızca iki ülkeyi değil, tüm küresel araştırma ekosistemini etkiliyor. Avrupa Birliği, iki süper güç arasında sıkışmış durumda: Bir yandan Çin’le bilimsel işbirliğini sürdürmek, diğer yandan ABD’nin güvenlik taleplerine uyum sağlamak zorunda. Almanya’nın Max Planck Enstitüsü gibi araştırma kurumları, Çinli ortaklarıyla projelerini yeniden değerlendiriyor. Asya-Pasifik’te ise Güney Kore, Japonya ve Tayvan, yarı iletken üretiminde kilit konumları nedeniyle bu kopuştan doğrudan etkileniyor. Örneğin TSMC’nin Arizona’da fabrika kurması, ABD’nin tedarik zincirini Çin’den uzaklaştırma stratejisinin bir parçası. Ancak bilimsel kopuşun en büyük kaybedeni, küresel sorunlarla mücadele: İklim değişikliği, pandemi hazırlığı ve uzay araştırmaları gibi alanlarda uluslararası işbirliği gerekiyor. Bu kopuş, insanlığın ortak sorunlarına çözüm bulma kapasitesini zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin bilimsel kopuşu, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, iki blok arasında dengeli bir pozisyon alarak teknoloji transferinde alternatif bir merkez olabilir. Özellikle savunma sanayi, yarı iletken ve yapay zeka alanlarında Çin’le işbirliği derinleşirken, ABD ile NATO müttefikliği çerçevesinde bilimsel projelere katılım sürüyor. Ancak Türkiye’nin bu rekabetten zarar görmemesi için kendi Ar-Ge kapasitesini güçlendirmesi kritik. Sonuçta, iki süper gücün ayrışması, Türkiye’ye bağımsız teknoloji politikası izleme ve küresel tedarik zincirlerinde stratejik bir konum edinme şansı verebilir.