ABD federal bütçe açığı, Temmuz ayında Mart 2021'den bu yana en yüksek seviyesine ulaşarak 244 milyar dolara çıktı. Bu rakam, geçen yılın aynı ayındaki 62 milyar dolarlık açığın neredeyse dört katına karşılık geliyor. Böylece mali yılın ilk on ayında toplam açık, 2025'in aynı dönemindeki 1,7 trilyon doları aşarak yaklaşık 1,8 trilyon dolara yükseldi. Bu gelişme, ABD'nin artan borç yükü ve faiz giderleri karşısında mali disiplinin ne kadar zorlandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Uzmanlar, yükselen açığın uzun vadede faiz oranları ve ekonomik büyüme üzerinde baskı yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı
ABD Hazine Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre, Temmuz ayındaki bütçe açığı, hükümetin gelirlerinin 274 milyar dolar, giderlerinin ise 518 milyar dolar olması sonucu oluştu. Açıktaki bu büyük sıçramada, özellikle faiz ödemelerindeki artış belirleyici oldu. ABD'nin net faiz giderleri Temmuz'da geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38 artarak 137 milyar dolara ulaştı. Ayrıca, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik harcamalarındaki yükseliş de açığı tetikleyen faktörler arasında sayılıyor.
Mali yılın kalan iki ayıyla birlikte, 2025 mali yılı toplam açığının 2 trilyon doların üzerine çıkması bekleniyor. Söz konusu bu tablo, özellikle Cumhuriyetçi ve Demokratlar arasında bütçe müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde, borç tavanı tartışmalarını yeniden alevlendirme potansiyeli taşıyor. Beyaz Saray ve Kongre'nin, harcama kesintileri ve vergi düzenlemeleri konusunda uzlaşmaya varamaması durumunda, hükümetin kapanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin bütçe açığındaki bu hızlı artış, yalnızca ülke içindeki mali istikrar açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme. ABD Hazine tahvilleri, dünyanın en güvenli yatırım araçlarından biri olarak görülüyor. Açığın büyümesi, bu tahvillerin arzının artmasına neden olabilir ve bu durum uzun vadede tahvil fiyatlarını düşürerek getirileri yükseltebilir. Artan faiz oranları, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma koşullarını zorlaştırabilir ve küresel finansal piyasalarda dalgalanmalara yol açabilir.
Öte yandan, ABD'nin genişlemeci mali politikası, doların değerini etkileyerek uluslararası ticaret dengelerinde değişimlere neden olabilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ihracat rekabeti üzerinde baskı oluşturabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlar, ABD'nin mali disiplinini sağlaması ve açık oranını kontrol altına alması yönünde uyarılarda bulunuyor. Aksi halde, küresel ekonomik istikrarın tehdit altına girebileceği ve yeni bir mali krizin tetiklenebileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD bütçe açığındaki artışın Türkiye ekonomisi üzerinde dolaylı etkileri söz konusu olabilir. Öncelikle, ABD'de artan faiz oranları, gelişmekte olan ülkelerde sermaye çıkışlarını hızlandırabilir; bu da Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Aynı zamanda, ABD ekonomisindeki istikrarsızlık küresel risk iştahını azaltarak Türkiye'ye yönelik yabancı yatırımları olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin ihracatında önemli bir paya sahip olan ABD pazarında olası bir yavaşlama, dış satım gelirlerini azaltabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin makroekonomik politikalarını bu tür küresel gelişmelere karşı dayanıklı hale getirmesi ve mali disipline önem vermesi gerektiği aşikârdır.