ABD'nin ulusal borcu, 2024 itibarıyla 34 trilyon doları aşarak yıllık GSYH'nin yüzde 120'sinden fazlasına ulaştı. Bu rakam, borcun tek yıllık gelire oranlandığında ezici bir yük gibi görünmesine neden oluyor ve tartışmalar genellikle iki seçenek etrafında dönüyor: ya harcamaları kısmak ya da sıradan Amerikalıların maaşlarına vergi artırımı getirmek. Ancak borcu ülkenin toplam servetiyle karşılaştırmak, çok daha farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Borç ve Servet Arasındaki Fark
ABD'nin toplam net serveti, yani hanehalkı, şirketler ve devletin sahip olduğu varlıkların toplamı, 2024'te 160 trilyon doları aştı. Bu, borcun yaklaşık beş katı büyüklüğünde bir servet havuzu anlamına geliyor. Dolayısıyla borç, tek başına bir gelir kalemiyle değil, ülkenin varlık portföyüyle değerlendirildiğinde çok daha yönetilebilir bir seviyede kalıyor.
Ekonomistler, borcun sürdürülebilirliğini değerlendirirken borç/GSYH oranının yanı sıra faiz oranları, büyüme hızı ve para biriminin rezerv statüsü gibi faktörlere de bakıyor. ABD doları halen dünya rezerv para birimi olma özelliğini koruduğu için ABD, borcunu kendi para biriminde ihraç edebiliyor ve bu da temerrüt riskini büyük ölçüde azaltıyor. Japonya gibi yüksek borçlu ülkelerin deneyimi, borcun GSYH'ye oranı yüksek olsa bile düşük faiz ortamında sürdürülebilir olabileceğini gösteriyor.
Son yıllarda artan faiz oranları, borç servisi maliyetlerini yükseltti. 2024'te federal hükümetin net faiz ödemeleri 800 milyar doları aşarak savunma harcamalarına yaklaştı. Bu durum, borcun bir kısmının daha yüksek faizle çevrilmesi anlamına geliyor ve bütçe üzerinde baskı oluşturuyor. Ancak bu, borcun ödenemez olduğu anlamına gelmiyor; sadece mali disiplin ihtiyacını artırıyor.
Küresel Ekonomik Yansımalar
ABD borcu, küresel finans sistemi için hayati önem taşıyor. ABD Hazine tahvilleri, dünya genelinde bankalar, sigorta şirketleri ve merkez bankaları tarafından güvenli liman olarak tutuluyor. Çin ve Japonya gibi ülkeler, ellerinde büyük miktarda ABD tahvili bulunduruyor. Dolayısıyla ABD borcundaki bir sürdürülebilirlik sorunu, sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkiler.
Öte yandan, ABD'nin borcunu çevirebilme kapasitesi, doların rezerv para statüsüne ve ülkenin üretken kapasitesine bağlı. Son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları, doların hegemonyasını sorgulatan gelişmeler olsa da, alternatif bir rezerv para biriminin kısa vadede ortaya çıkması zor görünüyor. Bu da ABD'ye borçlanma konusunda önemli bir esneklik sağlıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer kurumlar, ABD'nin mali politikalarını yakından izliyor. Borcun GSYH'ye oranının önümüzdeki on yılda daha da artması bekleniyor, ancak bu artışın kademeli olması ve ekonomik büyümenin borç artışını dengelemesi durumunda bir kriz öngörülmüyor. Yine de siyasi kutuplaşma nedeniyle bütçe açıklarının kapanmaması, uzun vadeli riskleri artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin borçluluk yapısı, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğuruyor. ABD tahvillerine olan küresel talep, doların değerini ve küresel faiz oranlarını etkiliyor; bu da Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini ve sermaye akışlarını belirliyor. ABD'de borç sürdürülebilirliğine dair bir güven kaybı, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışına yol açarak TL üzerinde baskı yaratabilir. Öte yandan, ABD ekonomisinin istikrarı, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarlarından biri için talep koşullarını şekillendiriyor. Türkiye'nin kendi borçluluğu ve cari açığı göz önüne alındığında, ABD'deki mali gelişmeler yakından izlenmeli.