ABD'nin toplam kamu borcu, tarihte ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aştı. Ülkenin federal hükümeti, borçlanmayı benzeri görülmemiş bir hızla artırmaya devam ederken, bu durum Başkan Donald Trump'ın kamu maliyesini istikrara kavuşturma vaatlerinin tam tersi bir tabloyu ortaya koyuyor. Hazine Bakanlığı'nın yayımladığı verilere göre, ulusal borç yıl başından bu yana yaklaşık 2 trilyon dolar artışla rekor bir seviyeye ulaştı. Ekonomistler, bu gidişatın sürdürülemez olduğu konusunda uyarılarda bulunurken, borçlanma oranındaki hızlanma 2008 küresel mali krizinden bu yana ilk kez bu kadar yüksek seviyelerde seyrediyor.
Borçtaki artışın arka planı: Politika ve ekonomik baskılar
ABD federal hükümetinin borçları, salgın sonrası toparlanma döneminde uygulanan genişlemeci mali politikaların ve artan faiz oranlarının etkisiyle hızla yükseldi. Trump yönetimi, göreve geldiği günden bu yana vergi kesintileri ve altyapı harcamaları gibi mali teşvikleri önceliklendirirken, bu politikaların maliyetinin borçlanma ile finanse edilmesi borç yükünü daha da artırdı. Kongre Bütçe Ofisi (CBO) verilerine göre, federal hükümet bu mali yıl içinde her gün yaklaşık 8 milyar dolar borçlanıyor. Bu rakam, geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 15'lik bir artışı temsil ediyor.
Uzmanlar, borçtaki artışın arka planında yalnızca politikaların değil, aynı zamanda zorunlu harcamalar olarak adlandırılan Sosyal Güvenlik ve Medicare gibi programların maliyetinin de belirleyici olduğunu vurguluyor. Nüfusun yaşlanması ve sağlık harcamalarının sürekli artması, bu programların bütçe üzerindeki baskısını giderek büyütüyor. Öte yandan, borçlanmanın faiz yükü de bir başka kritik nokta olarak öne çıkıyor. ABD Hazine tahvillerinin faiz oranlarının yüksek seyretmesi, borç servis maliyetini yıllık olarak trilyon dolar seviyelerine taşımış durumda.
Küresel piyasalara yansımaları ve riskler
ABD kamu borcundaki rekor artış, yalnızca iç politikayı değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. ABD Hazinesi, dünya genelinde yatırımcılar için en güvenli liman olarak kabul edilen tahvillerin en büyük ihraççısı konumunda. Bu nedenle, ABD'nin borçlanma ihtiyacının artması, küresel faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturarak, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de artırabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkilileri, ABD'nin sürdürülemez borç yörüngesinin dünya ekonomisi için sistemik risk oluşturduğu uyarısında bulunuyor.
Borç tavanı tartışmaları, ABD Kongresi'nde giderek daha fazla zaman kaybına neden olurken, bir kez daha küresel piyasaların gündemine oturdu. Trump yönetiminin, borç tavanının yükseltilmesi için Kongre'den onay alma sürecinde zorluklarla karşılaşması, 2023 yılında yaşanan ve ülkeyi temerrüde sürükleyen krize benzer bir tabloyu akıllara getiriyor. Özellikle Çin, Japonya ve Suudi Arabistan gibi büyük alacaklı ülkelerin rezerv politikalarını çeşitlendirme eğilimleri, ABD'nin borçlanma süreçlerinin ne kadar yakından takip edildiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD borcundaki rekor artış, Türkiye ekonomisi için de önemli sonuçlar doğurabilir. Öncelikle, ABD'de yüksek faiz oranlarının uzun süre devam etmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarını hızlandırabilir ve Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Bu durum, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı ve cari açık üzerinden ekonomik kırılganlıklarını artırabilir. Ayrıca, ABD'nin borçlanma ihtiyacı arttıkça, küresel likidite koşullarının sıkılaşması beklenebilir; bu da Türk özel sektörünün dış borç çevirme maliyetlerini yükseltebilir. Öte yandan, ABD ekonomisinin yavaşlama riski, Türkiye'nin ihracat yaptığı gelişmiş ülkelerde talebi azaltarak ihracat gelirlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, ABD'nin borç dinamiklerini yakından izlemesi ve olası küresel şoklara karşı makro ihtiyati politikalarla hazırlıklı olması büyük önem taşıyor.