ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İran ile varılması beklenen bir mutabakat zaptını imzalamak üzere önümüzdeki günlerde İsviçre’nin Cenevre kentine gideceği bildirildi. Middle East Eye kaynaklarına dayandırılan haberde, taraflar arasında haftalardır süren dolaylı müzakerelerin son aşamaya geldiği ve imza töreninin Cenevre’de gerçekleşeceği ifade ediliyor. Görüşmelerin detayları henüz resmi olarak teyit edilmemiş olsa da, anlaşmanın İran’ın nükleer programına sınırlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesini öngördüğü belirtiliyor. Vance’in bu ziyareti, Trump yönetiminin İran’a yönelik "maksimum baskı" politikasından önemli bir sapma olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakereler, Umman ve İsviçre'nin arabuluculuğunda aylardır sürdürülüyordu. İki taraf arasındaki en kritik başlıklar arasında İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının sınırlandırılması, IAEA denetimlerine tam uyum sağlanması ve buna karşılık ABD'nin petrol, bankacılık ve sigortacılık alanlarındaki yaptırımlarının kaldırılması yer alıyor. Kaynaklara göre, mutabakat metni üzerinde büyük ölçüde anlaşma sağlandı ve son pürüzlerin giderilmesi için yoğun diplomatik trafik devam ediyor.
Orta Doğu'da son dönemde artan gerginlikler ve İsrail-İran arasındaki gölge savaşın tırmanma riski, Washington ve Tahran'ı müzakere masasına iten temel faktörler arasında sayılıyor. Özellikle İran’ın drone ve balistik füze programlarındaki ilerlemeler, ABD ve müttefikleri için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ancak Trump yönetimi içindeki şahin kanat, İran’a verilecek herhangi bir tavizin bölgedeki ABD müttefiklerini (İsrail ve Suudi Arabistan) rahatsız edeceği gerekçesiyle anlaşmaya karşı çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu mutabakat, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Orta Doğu denklemini etkileyecek potansiyele sahip. İran’ın yaptırımların hafiflemesiyle ekonomik olarak rahatlaması, Tahran’ın bölgedeki vekil güçlere (Hizbullah, Husiler, Irak ve Suriye'deki milisler) sağladığı mali desteği artırabilir. Öte yandan, anlaşmanın başarısız olması halinde İran’ın nükleer silah geliştirme yolunda daha da ilerleyeceği ve bunun da İsrail’in tek taraflı askeri müdahalesini tetikleyebileceği belirtiliyor.
Rusya ve Çin’in de yakından takip ettiği bu süreç, küresel güç dengeleri açısından da kritik. Moskova, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkilerinin gerilmesi sonrası İran’la askeri işbirliğini derinleştirmişti. Çin ise İran petrolünün en büyük alıcılarından biri olarak yaptırımların kalkmasından doğrudan etkilenecek. ABD’nin bu mutabakatla Çin’in İran’daki nüfuzunu dengelemeyi hedeflediği de değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran’la uzun bir sınırı paylaşan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran doğalgazıyla karşılayan bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından izlemektedir. Mutabakatın sağlanması, İran üzerindeki yaptırımların hafiflemesiyle Türkiye-İran ticaret hacminin artmasına, özellikle doğalgaz ve petrol alanında yeni anlaşmaların önünü açabilir. Ancak aynı zamanda İran’ın bölgesel nüfuzunun güçlenmesi, Türkiye’nin Suriye, Irak ve Kafkasya’daki çıkarlarıyla zaman zaman çatışabilir. ABD ile İran arasında varılacak bir anlaşma, Türkiye’nin kendi güvenlik kaygılarını (özellikle PKK’nın İran bağlantılı kolları) yeniden müzakere etmesini gerektirebilir. Ankara, bu süreçte hem Washington hem de Tahran’la diyaloğunu sürdürerek dengeli bir pozisyon almaya çalışacaktır.