Küresel HIV/AIDS mücadelesi, 2025 yılında tarihinin en büyük finansman kriziyle karşı karşıya. Uluslararası AIDS Konferansı'nda açıklanan iki yeni rapor, HIV fonlarında yaşanan ani düşüşün tamamen Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğini kesmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Kaiser Aile Vakfı (KFF) ve Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) verilerine göre, onlarca yıldır süren ilerleme, bu finansman kesintisiyle birlikte ciddi bir tehdit altında.
Finansman krizi ve ABD'nin rolü
KFF ve UNAIDS'in raporları, 2025 yılında küresel HIV fonlarındaki düşüşün neredeyse tamamının ABD kaynaklı olduğunu ortaya koyuyor. ABD'nin uzun süredir HIV/AIDS ile mücadelede en büyük bağışçı ülke olduğu biliniyor; ancak son dönemde yapılan yardım kesintileri, bu alandaki küresel çabaları baltalıyor. Özellikle, ABD'nin çok yıllık bütçe taahhütlerinden vazgeçmesi ve mevcut programlarına aktardığı fonları azaltması, gelişmekte olan ülkelerdeki tedavi ve önleme çalışmalarını doğrudan etkiliyor. Raporlar, bu durumun yeni HIV enfeksiyonlarının artmasına ve AIDS'e bağlı ölümlerin çoğalmasına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
ABD'nin bu kararı, Trump yönetiminin dış yardım politikalarındaki değişikliklerin bir parçası olarak görülüyor. Özellikle, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) bütçesindeki kesintiler ve HIV/AIDS programlarına ayrılan kaynakların azaltılması, küresel sağlık topluluğunda büyük endişe yaratmış durumda. UNAIDS, bu finansman açığının kapatılmaması halinde, 2030 yılına kadar AIDS'i sona erdirme hedefinin ulaşılamaz hale geleceğini vurguluyor.
Küresel etki ve bölgesel boyut
ABD'nin finansman kesintileri, özellikle Sahra Altı Afrika başta olmak üzere dünyanın en savunmasız bölgelerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu bölge, küresel HIV yükünün yaklaşık üçte ikisini taşıyor ve tedaviye erişim büyük ölçüde uluslararası yardımlara bağımlı. KFF raporu, fon kesintilerinin antiretroviral tedavi gören milyonlarca insanın tedavisinin kesilmesine neden olabileceğini ve bunun da ilaca dirençli HIV türlerinin yayılmasını hızlandırabileceğini belirtiyor.
Ayrıca, bu durum sadece sağlık alanını değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. HIV/AIDS ile mücadele, ekonomik kalkınma ve sosyal refahla doğrudan ilişkili. Fonların azalması, bu ülkelerde sağlık sistemlerinin çökmesine, iş gücü kaybına ve toplumsal huzursuzluklara yol açabilir. UNAIDS yetkilileri, diğer ülkeleri ve özel sektörü bu açığı kapatmaya çağırırken, uluslararası toplumun dayanışmasının önemine dikkat çekiyor.
Uzman görüşleri ve gelecek perspektifi
Uzmanlar, ABD'nin bu tutumunun küresel sağlık diplomasisinde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabileceğini savunuyor. Yıllardır süren başarılı programların devamlılığı için istikrarlı finansman şart. Ancak, ABD'nin bu kararı, diğer ülkelerin de yardım yapma isteğini azaltabilir ve küresel sağlık güvenliğini zayıflatabilir. Önümüzdeki dönemde, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin bu finansman krizini aşmak için alternatif kaynaklar bulması gerekecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin sağlık diplomasisi ve küresel insani yardım politikaları açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika başta olmak üzere birçok bölgede sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik projelere imza atmış bir ülke. ABD'nin çekilmesiyle ortaya çıkan boşluk, Türkiye'nin yumuşak güç kazanımı için bir fırsat olabilir; ancak bu, aynı zamanda mali ve lojistik açıdan ciddi yük anlamına geliyor. Türkiye'nin, uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde bu krize yanıt vermesi, hem küresel sağlık güvenliğine katkı sağlayacak hem de bölgesel etkinliğini artıracaktır. Ayrıca, Türkiye'deki HIV hasta sayısının görece düşük olmasına rağmen, artan göç hareketleri ve küresel bağlantılar bu riski artırabileceğinden, Türkiye'nin kendi sağlık politikalarında da bu gelişmeleri dikkate alması gerekiyor.