ABD'nin toplam kamu borcu, Donald Trump'ın başkanlık döneminde 40 trilyon doları aşarak rekor kırdı. Bu durum, ülkenin mali yapısını ciddi şekilde zorlamakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki Demokrat hükümetlerin manevra alanını da daraltıyor. Cumhuriyetçilerin uzun süredir dile getirdiği 'harcamaları kesme' vaatleri ise tam anlamıyla karşılanmadı; borçtaki bu muazzam artış, parti içindeki mali disiplin söylemlerinin pratiğe yansımadığını gösteriyor.
Ekonomik Yükün Artan Yükü
ABD Hazinesi'nin açıkladığı verilere göre, ülkenin toplam borcu 2025 yılı itibarıyla 40 trilyon doları aşmış durumda. Bu rakam, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık %135'ine denk geliyor. Uzmanlar, bu düzeydeki bir borcun, faiz ödemeleriyle birlikte bütçe üzerinde oluşturduğu baskının, özellikle savunma, altyapı ve sosyal programlar gibi kritik alanlarda kısıtlamalara yol açacağını belirtiyor.
Trump yönetiminin vergi indirimleri ve pandemi dönemi teşvik paketleri, borcun hızla artmasında önemli rol oynadı. Cumhuriyetçiler, bu politikaların ekonomik büyümeyi teşvik edeceğini ve uzun vadede borcun azalacağını savunmuştu; ancak beklentilerin aksine, büyüme hızı borç artışını dengeleyemedi. Brookings Enstitüsü'nden mali uzmanlar, mevcut gidişatla borcun önümüzdeki on yılda daha da artacağını ve bunun 'mali sürdürülebilirlik' açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Küresel Yansımalar ve Piyasa Endişeleri
ABD'nin borç yükündeki bu artış, küresel piyasaları da etkiliyor. ABD Hazinesi'nin borçlanma ihtiyacı arttıkça, devlet tahvili faizleri yükseliyor; bu durum, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor. Özellikle Türkiye gibi yüksek dış borçlu ülkeler, ABD faiz oranlarındaki dalgalanmalardan doğrudan etkileniyor. Ayrıca, ABD dolarının güçlenmesi, gelişmekte olan ülke para birimlerinin değer kaybetmesine neden olarak enflasyonist baskıları körüklüyor.
IMF ve Dünya Bankası yetkilileri, ABD'nin mali disiplin sağlamasının küresel istikrar için kritik olduğunu defalarca dile getirdi. Ancak siyasi kutuplaşmanın yoğun olduğu Washington'da, bütçe müzakereleri genellikle kilitleniyor ve ülke defalarca kapanma eşiğine geliyor. Bu belirsizlik, yatırımcı güvenini zedeliyor ve küresel ekonomik görünümü bulanıklaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin artan borç yükü, Türkiye ekonomisi açısından birkaç kanaldan risk oluşturuyor. Yükselen ABD faizleri, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırırken, doların güçlenmesi TL üzerinde ek baskı yaratıyor. Ayrıca, ABD'de olası bir mali kriz, küresel ticareti olumsuz etkileyerek Türkiye'nin ihracatını azaltabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin son yıllarda uyguladığı ihtiyatlı mali politikalar ve enerji alanındaki yerelleşme çabaları, bu tür dışsal şoklara karşı direnci artırıyor. Ancak yine de, ABD'nin mali istikrarı, Türkiye'nin ekonomik istikrarı için önemli bir dış faktör olmaya devam ediyor.