Avrupa Birliği, 2024 yılı Haziran ayında son halini alan ve 11 Haziran 2024'te yürürlüğe giren yeni Ortak Avrupa Sığınma Sistemi (CEAS) ile sığınma politikasında köklü değişikliklere imza attı. Almanya başta olmak üzere üye ülkeler, sığınma başvurularında azalma sağlamayı hedeflerken, reformun öngördüğü hızlı sınır kontrolleri, zorunlu dayanışma mekanizmaları ve geri dönüş merkezleri gibi uygulamaların sahada ne kadar etkili olacağı tartışma konusu. Uzmanlar, yeni kuralların belirlediği hedeflerin büyük ölçüde ulaşılamaz olduğu görüşünde.
Gelişmenin arka planı: AB sığınma sisteminin reforme edilmesi neden gerekliydi?
2015 yılında yaşanan büyük mülteci akını, AB'nin ortak sığınma politikasında ciddi zaaflar ortaya çıkarmıştı. Dublin Sistemi olarak bilinen ve sığınma başvurusundan ilk giriş yapılan üye ülkenin sorumlu olduğu kural, başta Yunanistan ve İtalya olmak üzere sınır ülkelerine aşırı yük bindiriyordu. Reformla birlikte bu yükün daha adil dağıtılması ve sığınma sürecinin hızlandırılması amaçlanıyor.
Yeni sistemde, başvuruların kabul edilebilirliği ve hızlı değerlendirme süreçleri ön plana çıkıyor. Özellikle güvenli üçüncü ülkelerden gelen veya geri dönüş riski düşük olmayan başvurular, sınırda veya özel kabul merkezlerinde hızla sonuçlandırılabilecek. Ayrıca, üye ülkeler arasında zorunlu dayanışma çerçevesinde sığınmacıların yeniden yerleştirilmesi veya üye ülke başına düşen başvuru sayısına katkı sağlanması öngörülüyor.
Almanya'nın bu reformdan beklentisi büyük. İçişleri Bakanı Nancy Faeser, yeni kuralların yasa dışı göçü azaltacağını ve entegrasyon süreçlerini hızlandıracağını belirtiyor. Ancak uzmanlar, üye ülkeler arasındaki derin görüş ayrılıklarının uygulamada sorun yaratacağına dikkat çekiyor.
Küresel ve bölgesel boyut: Reform neden eleştiriliyor?
Sivil toplum örgütleri ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), yeni kuralların sığınmacıların temel haklarını ihlal edebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle hızlı sınır kontrolleri ve geri dönüş merkezleri, başvuranların adil yargılanma hakkını zedeleyebilir. Ayrıca, zorunlu dayanışma mekanizmasına karşı çıkan Macaristan ve Polonya gibi ülkeler, uygulamada fiili bir direnç oluşturarak sistemin işlemesini engelleyebilir.
Reform, AB'nin dış sınırlarının güçlendirilmesini hedeflerken, komşu ülkelerle işbirliğini de öngörüyor. Türkiye gibi ülkelerle yapılan geri kabul anlaşmaları ve göç yönetimi projeleri bu kapsamda önem taşıyor. Ancak uzmanlar, sadece sınır önlemleriyle sığınma krizinin çözülemeyeceğini, aynı zamanda göçün kök nedenleriyle mücadele edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin yeni sığınma reformu, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişme. Türkiye, 2016 yılında AB ile imzaladığı geri kabul anlaşması kapsamında, Yunanistan'a geçen sığınmacıların geri alınmasını kabul etmişti. Yeni reformda da benzer bir mekanizma öngörülüyor. Ancak, AB'nin sığınma krizini yönetme biçimi, Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü ve diplomatik pazarlık gücünü etkileyebilir. Türkiye, Suriyeli mülteciler başta olmak üzere büyük bir sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yapıyor ve AB'nin politikaları, bu grupların Avrupa'ya yönelmesini engelliyor. Reformun başarısız olması halinde, Türkiye üzerinden yeni bir göç dalgası yaşanabileceği endişesi mevcut.