Avrupa Birliği (AB) ile Çin arasında, geçen hafta Avrupa Parlamentosu'nun sert bir ticaret politikasına yeşil ışık yakmasının ardından tırmanan ticari gerilimi hafifletmek amacıyla kritik bir diplomatik temas gerçekleşiyor. AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Çin'in baş ticaret müzakerecisi Li Chenggang ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) Paris'teki toplantısı çerçevesinde bir araya geliyor. Taraflar, özellikle elektrikli araçlar (EV) ve yenilenebilir enerji teknolojilerinde yoğunlaşan ticaret anlaşmazlıklarını masaya yatırmayı hedefliyor. Bu görüşme, Brüksel'in Çin'e yönelik artan korumacı tutumu ile Pekin'in misilleme tehditleri arasında bir denge kurma çabası olarak değerlendiriliyor.
Görüşmelerin arka planı ve kapsamı
AB, Çin'in devlet destekli elektrikli araç üreticilerine sağladığı sübvansiyonlar nedeniyle Avrupa pazarında haksız rekabet oluştuğu gerekçesiyle geçen yıl soruşturma başlatmıştı. Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu, Çin elektrikli araçlarına yönelik gümrük vergilerinin artırılmasını da içeren bir kararı kabul ederek yürütme organı olan Avrupa Komisyonu'na daha sert önlemler alma yetkisi verdi. Buna karşılık Çin, AB'nin süt ürünleri ve beyaz eşya gibi ürünlerine yönelik anti-damping soruşturmaları başlatmış, ayrıca konyak ve domuz eti gibi AB ihracat ürünlerine misilleme vergileri getirme tehdidinde bulunmuştu. Šefčovič-Li görüşmesinde, bu somut dosyaların yanı sıra, ticaret politikalarının öngörülebilirliği, fikri mülkiyet haklarının korunması ve yatırım ortamı gibi daha geniş konuların da ele alınması bekleniyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Çin ile 'riskleri azaltma' (de-risking) stratejisini benimsediklerini, ancak ticaret savaşına girmek istemediklerini vurguluyor. Brüksel, bir yandan stratejik sektörlerde bağımlılığı azaltırken diğer yandan Çin pazarına erişimi sürdürmek gibi ince bir çizgide yürümeye çalışıyor. Görüşme, AB'nin 'ekonomik güvenlik' doktrini ile Çin'in 'Yeni Kalkınma Modeli' arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
AB-Çin ticaret savaşı ihtimali, sadece iki büyük ekonomiyi değil, tüm küresel tedarik zincirlerini etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Çin, AB'nin en büyük ticaret ortağı konumunda bulunuyor; karşılıklı ticaret hacmi yıllık 700 milyar avroyu aşıyor. Herhangi bir tırmanma, Almanya gibi Çin'e yoğun ihracat yapan AB ülkelerini doğrudan vuracak. Ayrıca, ABD'nin Asya'daki çıkarları ve Çin ile rekabeti düşünüldüğünde, bu gelişmeler transatlantik ittifakın koordinasyonunu da gündeme getiriyor. Washington, Pekin'e karşı teknoloji yaptırımları ve ticaret kısıtlamalarında AB ile uyum arayışında, ancak AB'nin Çin'e yönelik daha bağımsız bir yol izleme isteği zaman zaman gerilim yaratıyor. Öte yandan, Güneydoğu Asya ülkeleri (ASEAN) ve Japonya gibi aktörler, AB-Çin gerginliğinin bölgesel ticaret dinamiklerine etkisini endişeyle izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile Gümrük Birliği anlaşması ve Çin ile artan ticari ilişkileri nedeniyle bu görüşmelerin sonucundan etkilenecektir. AB-Çin ticaret savaşı, Türkiye'nin her iki tarafla ticaretinde yeni fırsatlar veya riskler yaratabilir. Örneğin, Çinli şirketler AB'ye girişte engellerle karşılaşırsa, Türkiye'yi bir üretim üssü olarak kullanmayı artırabilir; bu da Türkiye'ye yatırım getirebilir. Ancak aynı zamanda, AB'nin Çin'e yönelik yaptırımları, Türkiye'nin Çin'den ithal ettiği ara mallarının maliyetini artırabilir. Dış politika açısından, Türkiye, AB ile Çin arasında denge politikası izlemek zorunda kalabilir; Batı ittifakıyla uyum ile Asya'da artan ticari ve stratejik işbirliği arasında bir denge kurması gerekebilir.