Avrupa Birliği'nde (AB) sera gazı emisyonları, 2025 yılında yeniden artışa geçti. Avrupa Çevre Ajansı (AÇA) tarafından yayımlanan ön verilere göre, blok genelinde karbon salımı geçen yıla kıyasla yüzde 1,2 oranında yükseldi. Bu artış, AB'nin iddialı iklim hedeflerine ulaşma yolunda karşılaştığı zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor. Son dört yıldır emisyon azaltma hızının belirgin şekilde yavaşladığına dikkat çeken uzmanlar, özellikle enerji ve ulaşım sektörlerindeki yetersiz dönüşümün bu tabloda etkili olduğunu vurguluyor.
Artan emisyonların ardındaki nedenler
AÇA verilerine göre, 2025 yılındaki emisyon artışında en büyük pay enerji sektörüne ait. Kömür ve doğal gaz kullanımındaki hafif yükseliş, yenilenebilir enerji yatırımlarının beklenen hızda artmamasıyla birleşince karbon salımı yeniden yukarı yönlü bir seyir izledi. Ulaşım sektöründe ise elektrikli araçlara geçişin yavaşlaması ve havayolu taşımacılığındaki artış emisyonları körükledi. Sanayi üretimindeki toparlanma da emisyon artışında rol oynayan diğer bir faktör olarak öne çıkıyor.
AB, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 55 oranında azaltmayı taahhüt etmişti. Ancak mevcut veriler, mevcut politikaların bu hedefe ulaşmak için yetersiz kaldığını gösteriyor. Avrupa Komisyonu'nun iklim politikalarından sorumlu üyesi Wopke Hoekstra, emisyon artışının "endişe verici" olduğunu belirterek, üye ülkeleri Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda daha kararlı adımlar atmaya çağırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
AB'nin emisyon artışı, sadece blok içinde değil küresel ölçekte de yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) yetkilileri, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan AB'nin bu tablosunun, Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşma konusunda ciddi bir engel teşkil edebileceği uyarısında bulundu. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, AB'nin iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirme kabiliyetine ilişkin endişelerini dile getirdi.
Öte yandan, ABD ve Çin gibi diğer büyük karbon salımcılarının da benzer sorunlarla karşı karşıya olduğu biliniyor. Ancak AB, tarihsel olarak iklim konusunda en iddialı bölgelerden biri olduğu için, buradaki herhangi bir gerileme küresel iklim müzakerelerinde elini zayıflatıyor. Uzmanlar, AB'nin 2026'da yürürlüğe girmesi planlanan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi araçlarla emisyonları kontrol altına almaya çalışacağını, ancak bu mekanizmanın ticari ortaklarla yeni gerilimlere yol açabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin emisyon artışı, Türkiye'nin iklim politikalarını ve AB ile ticari ilişkilerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, SKDM kapsamında ihracatında karbon vergisiyle karşılaşma riski taşıyor. AB'nin kendi emisyonlarını kontrol altına alamaması, SKDM'nin uygulanma takvimini ve kapsamını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyeli ve yeşil dönüşüm çabaları, AB ile olası bir iş birliği için fırsat penceresi açıyor. Ancak Türkiye'nin de kendi emisyonlarını azaltma konusunda somut adımlar atması, özellikle AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde elini güçlendirecektir.