Avrupa Birliği (AB) liderleri, yıl sonuna kadar bir anlaşma sağlamak amacıyla ortak bütçe teklifinde önemli kesintilere gitti. Brüksel'de yürütülen müzakerelerde, üye devletlerin farklı öncelikleri ve bütçe disiplini talepleri nedeniyle teklif, ilk ortaya konulan rakamların oldukça altına çekildi. Buna rağmen, revize edilen teklif dahi AB'nin mevcut harcamalarına kıyasla yüzde 30'luk bir artış anlamına geliyor. Ancak bu artış, pandemi sonrası ekonomik toparlanma ve iklim hedefleri için öngörülen ilk heyecan verici planların gerisinde kaldı.
Bütçe Müzakerelerinin Arka Planı
AB'nin çok yıllı mali çerçevesi (MFF) ve NextGenerationEU fonları, 2021-2027 dönemi için toplamda trilyonlarca avroluk bir harcama öngörüyordu. Ancak üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, özellikle de net katkıda bulunan ülkeler ile fon alıcıları arasındaki denge sorunu, süreci zorlaştırdı. Almanya, Hollanda, Avusturya ve İsveç gibi ülkeler, bütçenin şişirilmemesi ve harcamaların etkin kullanılması konusunda ısrarcı oldu. Öte yandan, Güney ve Doğu Avrupa ülkeleri, uyum fonları ve tarım sübvansiyonlarının korunmasını talep etti.
Son haftalarda yapılan teknik görüşmelerde, Komisyon'un ilk önerisi olan 1.1 trilyon avroluk bütçe ve 750 milyar avroluk kurtarma fonu üzerinde bazı kalemlerde kesintiye gidildi. Özellikle araştırma-geliştirme, dijital dönüşüm ve yeşil mutabakat kapsamındaki bazı programlarda fonlar azaltıldı. Buna karşılık, göç yönetimi ve sınır güvenliği gibi alanlarda artış yapıldı.
Müzakerelerin kritik noktası, AB bütçesinin hukuk üstünlüğü şartına bağlanması konusundaki anlaşmazlık oldu. Macaristan ve Polonya, fonların hukuk devleti kriterlerine göre askıya alınmasına karşı çıkıyor. Bu konuda bir uzlaşı sağlanamazsa, bütçenin onaylanması yıl sonunu bulabilir ve AB programları geçici bütçelerle yürütülmek zorunda kalabilir.
Küresel ve Bölgesel Boyut
AB bütçesi, sadece bir mali belge değil, aynı zamanda birliğin siyasi önceliklerini yansıtan bir araç. Kesintiye uğrayan teklif, AB'nin yeşil ve dijital dönüşüm hedeflerinde yavaşlamaya işaret ediyor. Ayrıca, AB'nin uluslararası alanda iklim finansmanı ve kalkınma yardımları konusundaki taahhütlerini etkileyebilir. Özellikle Afrika ve komşu bölgelere yönelik yardımların azalması, AB'nin küresel etkisini sınırlayabilir.
Diğer yandan, bütçe artışının yüzde 30'da kalması, enflasyon ve ekonomik durgunlukla mücadele eden üye ülkeler için bir denge unsuru olarak görülüyor. Ancak bu artışın reel olarak ne kadar olduğu, enflasyon oranları göz önüne alındığında tartışmalı. Uzmanlar, artışın büyük ölçüde fiyat artışlarından kaynaklandığını, gerçek harcama kapasitesinin sınırlı kaldığını belirtiyor.
AB bütçesi aynı zamanda üye devletlerin ekonomik yakınlaşması için bir araç. Kesintiler, özellikle yeni üyeler ve krizden etkilenen ülkeler için uyum fonlarının azalması anlamına gelebilir. Bu da AB içinde dayanışma ilkesinin zayıflamasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB bütçesindeki kesintiler, Türkiye'yi doğrudan mali olarak etkilemese de, dolaylı yollardan önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, AB'ye katılım müzakereleri kapsamında IPA fonlarından yararlanıyor; ancak bu fonların miktarı ve koşulları AB bütçesine bağlı. Bütçe kısıtlamaları, Türkiye'ye yönelik mali yardımların azalmasına neden olabilir. Ayrıca, AB'nin göç yönetimi ve sınır güvenliği için ayırdığı kaynakların artması, Türkiye ile yapılan 2016 Göç Anlaşması'nın finansmanını etkileyebilir. Öte yandan, AB'nin yeşil dönüşüm ve dijitalleşme fonlarındaki kesintiler, Türkiye'nin bu alanlarda AB ile işbirliği yapma fırsatlarını sınırlayabilir. Türk dış politikası açısından, AB'nin bütçe önceliklerini yakından takip etmek ve olası fırsatları değerlendirmek önem taşıyor.