Avrupa Birliği (AB), uzun yıllardır siyasi krizlere yol açan göç politikasında tarihi bir adım atarak 11 Haziran Cuma günü yürürlüğe giren kapsamlı bir reform sürecini başlatıyor. “Göç ve Sığınma Paktı” olarak adlandırılan yeni düzenleme, özellikle sığınma başvurularını hızlandırmayı, sınır güvenliğini artırmayı ve üye ülkeler arasındaki yük paylaşımını zorunlu hale getirmeyi hedefliyor. Reform, 2015 yılında yaşanan büyük mülteci akını sonrası derinleşen AB içi bölünmeleri gidermek için yıllar süren müzakerelerin ardından şekillendi. Yeni kurallar, sığınmacıların giriş yaptıkları andan itibaren daha sıkı kontrollere tabi tutulmasını öngörürken, geri gönderme merkezleri ve sınır prosedürleri için yeni standartlar belirliyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, reformu "Avrupa'nın göç sorununa ortak bir çözüm" olarak nitelendirirken, insan hakları örgütleri sığınma hakkının kısıtlanacağı uyarısında bulunuyor.
Reformun temel ayakları: Sınır prosedürleri ve zorunlu dayanışma
Yeni paktın en önemli unsuru, sınır geçişlerinde uygulanacak hızlandırılmış prosedürler. Buna göre, üye ülkelere düzensiz yollarla giren sığınmacılar, başvuruları sonuçlanana kadar sınır bölgelerindeki özel merkezlerde tutulacak. Başvurusu reddedilenlerin sınır dışı edilme süreci de aynı merkezlerde yürütülecek. Bu prosedür, özellikle güvenli ülkelerden gelen veya kamu güvenliği açısından risk teşkil ettiği düşünülen başvurular için geçerli olacak. Reformun ikinci ayağı ise “zorunlu dayanışma” mekanizması. Artık her üye ülke, sığınmacıların bir kısmını kabul etmek ya da kabul etmediği takdirde mali katkı sunmak zorunda. Bu mekanizma, özellikle İtalya, Yunanistan ve Malta gibi ilk giriş ülkeleri üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor. Ayrıca, göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında sınır ötesi operasyonlar ve uydu gözetim sistemleri de güçlendiriliyor. AB ülkeleri, 2026’da tam olarak uygulanması planlanan reformun ilk aşamasında dijital sığınma başvuru sistemine geçecek.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'yı bekleyen sınavlar
Yeni göç paktı, Avrupa'nın demografik ihtiyaçları ile insan hakları yükümlülükleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Ancak reformun uygulanabilirliği, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin direnciyle karşı karşıya. Macaristan ve Polonya, zorunlu dayanışma mekanizmasının ulusal egemenliklerine müdahale olduğunu savunarak karşı çıkıyor. Öte yandan, Akdeniz'deki düzensiz geçişlerin ve sığınma başvurularının sayısı son iki yılda yeniden artış gösterdi. Uluslararası Göç Örgütü verilerine göre, 2023'te Akdeniz'de 3.000'den fazla göçmen hayatını kaybetti. AB, Fas, Tunus, Libya ve Türkiye gibi transit ülkelerle yaptığı anlaşmalarla göç akınlarını kontrol altına almaya çalışıyor. Reform ayrıca, Avrupa'daki aşırı sağ partilerin yükselişi bağlamında da kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “Düzensiz göçü azaltmak için ortak hareket etmezsek, popülistler kazanır” diyerek reformun siyasi önemine vurgu yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin göç reformu, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da, AB-Türkiye göç anlaşmasının işleyişini dolaylı olarak etkileyecek potansiyele sahip. AB'nin sınır prosedürlerini sertleştirmesi, Türkiye üzerinden Yunanistan'a geçiş yapan düzensiz göçmenlerin geri kabulünde yeni baskılar yaratabilir. Ayrıca, reformun mali dayanışma boyutu, AB'nin Türkiye'deki sığınmacılara yönelik yardım fonlarını yeniden şekillendirebilir. Türkiye, halihazırda 3,6 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, AB'nin sınır dışı operasyonlarını hızlandırması, Türkiye'nin üzerindeki yükü hafifletmekten çok, yeni bir göç dalgası ihtimalini gündeme getirebilir. Ankara, bu süreçte AB ile diyaloğunu sürdürürken, ulusal göç politikasını da yeniden gözden geçirmek durumunda kalabilir.