Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) Danışmanı, Perşembe günü yayımladığı görüşte, Avrupa Komisyonu'nun COVID-19 aşı sözleşmelerine ilişkin bilgilerin ifşa edilmesini öngören 2024 tarihli mahkeme kararına karşı yaptığı itirazın reddedilmesini tavsiye etti. Brüksel merkezli yüksek mahkemenin başsavcısı, Komisyon’un şeffaflık taleplerini engelleme çabasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtti. Bağlayıcı olmayan bu tavsiye, önümüzdeki aylarda açıklanacak nihai karar için önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Kararın, AB kurumlarının hesap verebilirliği ve pandemi dönemindeki kamu ihale süreçlerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıması bekleniyor.
Gelişmenin Arka Planı
Olayın temelinde, Avrupa Komisyonu’nun 2020-2021 yıllarında çeşitli ilaç şirketleriyle imzaladığı COVID-19 aşı tedarik anlaşmalarının şeffaflığı yatıyor. 2024 yılında Avrupa Birliği Genel Mahkemesi, Yeşiller/EFA Grubu üyesi Avrupalı Parlamenterlerin talebi üzerine, Komisyon’un sözleşmelerdeki fiyatlandırma, tazminat koşulları ve teslimat takvimlerine ilişkin bazı bölümleri kamuya açıklamasına hükmetmişti. Komisyon, bu karara itiraz ederek ticari gizlilik ve sözleşmeye dayalı yükümlülükler gerekçesiyle bilgilerin ifşa edilmemesi gerektiğini savundu.
Başsavcı, yazılı görüşünde, Komisyon’un itirazını dört temel hukuki dayanak açısından değerlendirdi. İlk olarak, Genel Mahkeme’nin bilgilerin ifşası kararının AB’nin şeffaflık tüzüğüne uygun olduğunu vurguladı. İkinci olarak, pandemi gibi olağanüstü bir durumda kamu yararının ticari gizlilikten daha ağır bastığını belirtti. Üçüncü olarak, Komisyon’un sözleşmelerin bazı bölümlerini neden gizli tuttuğuna dair yeterli gerekçe sunmadığını ifade etti. Son olarak, sözleşmelerin ifşasının AB’nin uluslararası ilişkilerine zarar vereceği iddiasının kanıtlanmadığını kaydetti.
Başsavcının görüşü, Avrupa Adalet Divanı için bağlayıcı olmamakla birlikte, tarihsel olarak mahkemenin çoğunlukla bu tavsiyelere uyduğu biliniyor. Nihai kararın 2025 sonu veya 2026 başında verilmesi bekleniyor. Kararın, AB’de kurumsal şeffaflık ve kamu yararı arasındaki dengeye yönelik emsal teşkil etmesi mümkün. Pandemi döneminde aşı tedariki konusunda eleştirilen Komisyon, bu süreçte aşı karşıtlığı hareketlerinin de dikkatini çekti. Yeşiller Partisi’nden Avrupalı Parlamenterler, kararı “halkın sağlık verilerine erişim hakkı için bir zafer” olarak nitelendirirken, Komisyon yetkilileri mahkemenin kararını beklediklerini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, yalnızca AB kurumlarının işleyişi açısından değil, aynı zamanda küresel sağlık yönetişimi ve ilaç şirketlerinin hesap verebilirliği bağlamında da kritik önem taşıyor. Pandemi sırasında birçok ülke, aşı tedarik anlaşmalarını gizli tutmayı tercih etmiş, bu durum kamuoyunda tepkiye yol açmıştı. AB’deki bu karar, diğer ülkelerde de benzer şeffaflık taleplerini güçlendirebilir. Ayrıca, ilaç devleri Pfizer/BioNTech, Moderna ve AstraZeneca ile yapılan anlaşmaların detaylarının açıklanması, benzer sözleşme yapan diğer hükümetler üzerinde baskı oluşturabilir. Uzmanlar, sözleşmelerdeki fiyatlandırma ve tazminat maddelerinin kamu sağlığı politikalarını nasıl etkilediğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını belirtiyor. Aynı zamanda, AB’nin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nezdinde yürütülen pandemi anlaşması müzakerelerinde elini güçlendirebileceği yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB’deki bu hukuki süreç, Türkiye’nin de COVID-19 aşı tedarik sürecine ilişkin şeffaflık tartışmalarını akla getiriyor. Türkiye, Çin'den Sinovac ve Almanya'dan BioNTech aşılarını tedarik etmiş, sözleşme detayları ise büyük ölçüde kamuoyundan gizlenmişti. AB’nin bu kararı, Türkiye'de de benzer taleplerin gündeme gelmesine yol açabilir. Ayrıca, Türkiye’nin AB ile ilişkileri bağlamında, AB kurumlarının şeffaflık ve hesap verebilirlik standartları referans alınabilir. Pandemi döneminde aşı tedarikinde karşılaşılan gecikmeler ve fiyatlandırma konuları, Türkiye'nin sağlık politikaları açısından önemli dersler içermektedir. Son olarak, bu tür davaların küresel ilaç şirketlerinin sözleşme koşullarını yeniden gözden geçirmesine neden olması, Türkiye dahil gelişmekte olan ülkelerin aşıya erişimini olumlu etkileyebilir.