Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için bulunduğu New York'ta yaptığı açıklamada, AB'nin Kızıldeniz'deki deniz misyonunun gemi sayısını 10'un üzerine çıkarması gerektiğini belirtti. Kallas, halihazırda bölgede bu sayıda savaş gemisi bulunmadığını ifade etti. Bu açıklama, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarının ardından Avrupa'nın deniz güvenliği konusundaki yetersizliğini gözler önüne seriyor.
Misyonun Arka Planı ve Zorluklar
AB'nin Kızıldeniz'deki deniz misyonu, Şubat 2024'te başlatılan Aspides Operasyonu ile hayata geçirildi. Operasyonun amacı, Husilerin saldırılarına karşı ticari gemileri korumak ve bölgede seyrüsefer özgürlüğünü sağlamak. Ancak misyon, başlangıcından bu yana sınırlı sayıda savaş gemisiyle görev yapıyor. Kallas'ın açıklaması, misyonun etkinliğini artırmak için daha fazla askeri varlığa ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin büyük kısmı buradan sağlanıyor. Husilerin saldırıları, birçok geminin rotasını Ümit Burnu'na çevirmesine neden oldu; bu da hem maliyetleri artırdı hem de teslimat sürelerini uzattı. AB misyonu, bu saldırıları caydırmayı ve deniz ticaretini güvence altına almayı hedefliyor. Ancak mevcut gemi sayısı, geniş bir alanı kontrol etmek için yetersiz kalıyor.
Kallas, "Daha fazla gemiye ihtiyacımız var. Şu anda bölgede 10'dan fazla savaş gemimiz yok" dedi. Bu sözler, AB üyesi ülkelerin misyona yeterli katkı sağlamadığını ortaya koyuyor. Fransa, İtalya, Almanya ve İspanya gibi ülkelerin bazı gemileri bölgede bulunsa da, toplam sayı istenen düzeyin altında. AB, üye ülkelerden daha fazla askeri varlık talep ediyor, ancak ulusal öncelikler ve kaynak kısıtlamaları nedeniyle bu talepler karşılık bulmakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz'deki güvenlik sorunu, sadece Avrupa'yı değil, küresel ticareti de yakından ilgilendiriyor. ABD öncülüğündeki Prosperity Guardian Operasyonu da benzer bir görev yürütüyor, ancak AB misyonu daha çok Avrupa gemilerinin korunmasına odaklanmış durumda. Husilerin saldırıları, İsrail-Hamas savaşıyla bağlantılı olarak görülüyor; Husiler, Gazze'deki saldırıları durdurma çağrısı yaparak deniz saldırılarını sürdürüyor. Bu durum, Kızıldeniz'i Orta Doğu'daki çatışmanın bir uzantısı haline getiriyor.
AB'nin askeri kapasitesi, son yıllarda savunma harcamalarındaki artışa rağmen hâlâ sınırlı. Ukrayna savaşı, Avrupa'nın askeri stoklarını ve kabiliyetlerini zorlamış durumda. Kızıldeniz'de daha fazla gemi konuşlandırmak, AB'nin aynı anda birden fazla krizle başa çıkma kapasitesini test ediyor. Kallas'ın açıklaması, AB'nin küresel bir aktör olma iddiası ile mevcut kaynakları arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Öte yandan, Çin ve Rusya gibi aktörler, Kızıldeniz'deki gelişmeleri yakından izliyor. Çin, deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak için kendi deniz kuvvetlerini bölgeye gönderme konusunda istekli davranmıyor; ancak ABD ve AB'nin bölgedeki varlığı, Çin'in ekonomik çıkarlarını da koruyor. Rusya ise Husilerle olan ilişkilerini kullanarak Batı'yı zayıflatmaya çalışıyor. Bu dinamikler, Kızıldeniz'i büyük güç rekabetinin yeni bir alanı haline getiriyor.
AB'nin misyonuna daha fazla gemi sağlaması, üye ülkeler arasında işbirliği ve koordinasyon gerektiriyor. Ancak her ülkenin kendi öncelikleri var. Fransa, Hint-Pasifik'teki topraklarını korumak için bölgede daha aktif olmayı isterken; Almanya ve İspanya gibi ülkeler, daha çok Akdeniz ve Avrupa sınırlarına odaklanmış durumda. Bu farklılıklar, ortak bir deniz güvenliği politikası oluşturmayı zorlaştırıyor.
Kısacası, Kallas'ın açıklaması, AB'nin Kızıldeniz'deki askeri varlığını güçlendirme niyetini yansıtıyor; ancak bu hedefe ulaşmak için üye ülkelerin daha fazla katkı sağlaması gerekiyor. Bölgedeki istikrarsızlık devam ettikçe, AB'nin deniz güvenliği konusundaki taahhütleri daha da önem kazanacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz'deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türk bayraklı ticari gemiler de bölgede seyrediyor ve Husilerin saldırıları, Türk ihracatını ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, hem NATO üyesi hem de bölgesel bir güç olarak, Kızıldeniz'deki güvenlik mimarisinde yer almak isteyebilir. Ancak AB misyonuna katılım, Türkiye'nin kendi dış politika öncelikleri ve AB ile ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir konu. Öte yandan, Türkiye'nin deniz ticaret yollarının güvenliği, ekonomik istikrarı için hayati önem taşıyor. Bu nedenle, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri dikkatle izlemesi ve gerektiğinde inisiyatif alması beklenebilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya ile olan ticaretini de doğrudan etkiliyor.