Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada'nın Avrupa Birliği'ne "ortak üye" olabileceği yönünde kapıyı araladı. Von der Leyen, bu adımı "açıkça düşmanca bir dünyada" bağların derinleştirilmesi olarak tanımladı. Kanada Başbakanı Mark Carney, ocak ayından bu yana Washington'daki "pervasız" tutumlar karşısında "orta güçler" ile daha yakın işbirliğini savunuyor. Teklif, Brexit sonrası AB ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışan Britanya için bir model mi yoksa dışarıda kalma hatırlatması mı sorusunu gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı
Ursula von der Leyen'in açıklaması, Avrupa Birliği'nin genişleme ve dış ilişkiler stratejisinde yeni bir dönemin işareti olarak yorumlanıyor. Kanada'nın AB'ye ortak üyeliği, mevcut antlaşmalarda yer alan bir statü değil; ancak von der Leyen'in bu ifadeyi kullanması, Brüksel'in "çok katmanlı Avrupa" fikrine sıcak baktığını gösteriyor. Özellikle ABD'nin son yıllarda izlediği tek taraflı politikalar, Avrupa başkentlerinde güven bunalımı yaratmış durumda. Kanada da benzer şekilde, Washington'ın öngörülemez tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.
Mark Carney'in ocak ayından bu yana "orta güçler" vurgusu, aslında yeni bir diplomatik hat arayışının ürünü. Carney, göreve geldiğinden bu yana Kanada'nın geleneksel müttefiklik ilişkilerini sorgulamadan, ancak daha bağımsız bir dış politika izlemesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede AB ile ilişkilerin derinleştirilmesi, Ottawa için stratejik bir tercih olarak öne çıkıyor. Von der Leyen'in açıklaması da bu arayışı karşılıksız bırakmama niyetini yansıtıyor.
Öte yandan, Britanya'nın durumu bu tabloda ayrı bir yerde duruyor. Brexit sonrası AB ile ilişkilerini Ticaret ve İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yürüten Londra, yeni bir ortaklık modeli arayışında. Ancak von der Leyen'in Kanada'ya yönelik teklifi, Britanya'nın AB'den kopuşunun ardından benzer bir esneklikten yararlanamayacağı yönünde yorumlara yol açtı. Zira AB, üye olmayan ülkelere ortak üyelik gibi özel statüler tanımlarken, mevcut üyelerle ilişkilerini de yeniden dengelemek zorunda.
Bölgesel ve küresel boyut
Kanada'nın AB ile yakınlaşması, sadece transatlantik ilişkiler açısından değil, küresel ticaret ve güvenlik mimarisi açısından da önemli. AB, son yıllarda Çin'e karşı ortak bir tavır geliştirmeye çalışırken, Kanada gibi benzer değerleri paylaşan ülkelerle işbirliğini artırmak istiyor. Bu işbirliği, kritik madenlerden yapay zekâya, savunma sanayiinden iklim politikalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabilir. Ayrıca, AB'nin genişleme politikası Batı Balkanlar ve Ukrayna gibi aday ülkelerle zaten karmaşık bir hal almışken, Kanada'ya yapılan bu açılım, "esnek entegrasyon" modellerinin tartışılmasına neden oluyor.
Washington'daki yönetimin pervasız bulunan tutumları, Kanada ve AB'yi birbirine yakınlaştıran en önemli itici güç. ABD'nin özellikle ticaret savaşları ve iklim anlaşmalarından çekilme gibi adımları, Kanada gibi orta güçleri yeni arayışlara itiyor. Bu durum, uluslararası sistemde "orta güçler" koalisyonunun giderek güçlenebileceği yönünde sinyaller veriyor. Ancak bu koalisyonun ne kadar kurumsal bir yapıya dönüşeceği belirsiz.
Britanya açısından ise tablo daha karışık. Brexit'in ardından "Küresel Britanya" vizyonunu hayata geçirmeye çalışan Londra, AB ile ticari ve güvenlik ilişkilerini yeniden şekillendirmekte zorlanıyor. Von der Leyen'in Kanada'ya yönelik teklifi, Britanya'nın AB'den kopuşunun bedelini bir kez daha hatırlatıyor. Zira AB, kendi içindeki bütünlüğü korumak adına üçüncü ülkelere tanıdığı ayrıcalıkları sınırlı tutmak zorunda. Bu da Britanya'nın "ne içeride ne dışarıda" konumunu sürdürmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Kanada'ya ortak üyelik kapısını aralaması, Türkiye için hem bir fırsat hem de bir uyarı niteliğinde. Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecinde tıkanıklık yaşıyor ve "imtiyazlı ortaklık" gibi modeller zaman zaman gündeme geliyor. Eğer AB, Kanada gibi ülkelere özel statüler tanımlayabilirse, Ankara da benzer bir esneklik talep edebilir. Ancak bu tür modeller, Türkiye'nin tam üyelik hedefinden sapma anlamına gelebilir. Öte yandan, AB'nin "orta güçler" ile yakınlaşması, Türkiye'nin de benzer bir strateji izlemesi gerektiğini gösteriyor. Ankara, hem Batı ile ilişkilerini dengede tutmak hem de Asya ve Orta Doğu'da etkinliğini artırmak durumunda. Kanada örneği, AB'nin jeopolitik kaygılarla hareket ettiğini ve yeni ittifak arayışlarında olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin bu süreçte kendi pozisyonunu netleştirmesi ve olası yeni işbirliği alanlarını değerlendirmesi faydalı olacaktır.