Avrupa Birliği, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kentleri Ceuta ve Melilla'ya yönelik artan göçmen baskısıyla başa çıkabilmek için sınır kontrollerini güçlendiriyor. Fransa ve İtalya, 1 Ağustos'ta sınır kontrollerini artırdıklarını açıkladı. Bu gelişme, AB'nin göç konusunda ortak bir politika oluşturma çabalarının yetersiz kaldığı bir dönemde, üye ülkelerin tek taraflı önlemlere yöneldiğini gösteriyor. İspanya, Fas ile yaşanan diplomatik krizin ardından sınır güvenliğini artırma sözü vermişti. Avrupa Komisyonu ise göç yükünün adil paylaşılması çağrısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
İspanya'nın Kuzey Afrika'daki iki özerk kenti olan Ceuta ve Melilla, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırını oluşturuyor. Bu iki şehir, yıllardır düzensiz göçmenlerin Avrupa'ya ulaşma umuduyla yoğun girişimlerde bulunduğu noktalar olarak öne çıkıyor. Özellikle 2021’de yaşanan ve binlerce göçmenin yüzerek ya da tel örgüleri aşarak Ceuta'ya geçtiği kriz, iki ülke arasındaki ilişkilerde ciddi bir gerilime yol açmıştı. Fas, Batı Sahra konusundaki tutumu nedeniyle İspanya'yı uyarmak amacıyla sınır kontrollerini gevşetmişti. Son dönemde ise göçmen sayılarındaki artış, özellikle Melilla'ya yönelik kitlesel geçiş denemeleri, İspanyol hükümetini sınır duvarlarının güçlendirilmesi dahil yeni önlemler almaya itti. Fransa ve İtalya'nın 1 Ağustos'ta sınır kontrollerini artırması, bu akıntının Akdeniz üzerinden diğer AB ülkelerine de yayılma endişesini yansıtıyor. Paris ve Roma, özellikle göçmenlerin ikincil hareketliliğini önlemek için İtalyan ve Fransız sınırlarında daha sıkı denetimler yapılacağını duyurdu. Bu durum, AB içinde serbest dolaşım hakkını düzenleyen Schengen Anlaşması'nın askıya alınması tartışmalarını da yeniden gündeme getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Göç akınları, sadece AB ülkelerini değil, aynı zamanda Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika ülkelerini de yakından ilgilendiriyor. Fas, göçmenlerin Avrupa'ya geçişinde önemli bir transit ülke konumunda. Ancak Fas'ın bu süreçteki rolü, İspanya ile ilişkilerindeki gerilime bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Batı Sahra sorunu ve İspanya'nın değişen tutumu, iki ülke arasındaki iş birliğini etkiliyor. Öte yandan, göç akınlarının artması, insan kaçakçılığı ağlarının güçlenmesine ve göçmenlerin daha tehlikeli yollar izlemesine neden oluyor. Akdeniz'deki can kayıpları artarken, AB'nin göç konusundaki politikaları insani yardım ve sınır güvenliği arasında sıkışmış durumda. Avrupa Birliği, 2024 yılında kabul edilen Göç ve İltica Paktı çerçevesinde üye ülkeler arasında sorumluluk paylaşımını artırmayı hedefliyor. Ancak Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin zorunlu kotalara karşı çıkması, ortak çözümün önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. Ayrıca, COVID-19 pandemisi sonrası ekonomik zorluklar ve dünya genelindeki çatışmalar, göç baskısını artıran faktörler arasında gösteriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, doğu sınırlarında benzer bir göç baskısıyla karşı karşıya olan bir ülke olarak Avrupa'nın yaşadığı bu krizi yakından izliyor. AB'nin göç konusundaki tutumundaki değişiklikler, Türkiye ile AB arasındaki 2016 Göç Anlaşması'nın geleceğini de etkileyebilir. AB üyelerinin tek taraflı sınır kontrollerine yönelmesi, ortak bir göç politikasının zayıflığını gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin elindeki kozları güçlendirebilir; ancak aynı zamanda AB'nin Türkiye'ye yönelik baskılarını da artırabilir. Türkiye'nin göçmenleri geri kabul konusundaki yükümlülükleri ve mali yardım beklentileri, önümüzdeki dönemde daha fazla pazarlık konusu olabilir. Ayrıca, İspanya ve Fas arasındaki krizin, Türkiye'nin bölgedeki etkisi açısından örnek teşkil edebilecek bir model olduğu söylenebilir.