Avrupa Birliği (AB) ile Çin arasında ticaret savaşı ihtimali her geçen gün daha da belirginleşiyor. Brüksel, Çin'in devlet sübvansiyonlarıyla desteklenen endüstrilerinin Avrupa pazarında haksız rekabet yarattığını savunurken, Pekin ise Avrupa'nın ekonomik zayıflığını korumacılıkla kapatmaya çalıştığını iddia ediyor. İki taraf arasındaki bu karşılıklı suçlamalar, özellikle yeşil teknoloji, elektrikli araçlar ve çelik sektörlerinde tansiyonu yükseltiyor. AB Komisyonu'nun Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik başlattığı antisübvansiyon soruşturması, ticaret savaşının fitilini ateşleyen adım olarak görülüyor. Geçtiğimiz haftalarda AB, Çin'den ithal edilen elektrikli araçlara geçici olarak %17 ila %38 arasında değişen ek gümrük vergileri getirdiğini duyurdu. Bu hamle, Çin'in Avrupa pazarındaki elektrikli araç satışlarının hızla artmasına karşı alınmış bir önlem olarak nitelendiriliyor. Avrupalı üreticiler, Çinli rakiplerinin devlet destekli düşük fiyatlarla pazarda hakimiyet kurmasından endişe duyuyor.
Gelişmenin arka planı
Çin, AB'nin tarife kararını 'haksız ve korumacı' olarak değerlendirerek misilleme sinyalleri verdi. Pekin yönetimi, Avrupa'dan ithal edilen bazı tarım ürünlerine ve lüks tüketim mallarına ek vergiler getirmeyi değerlendiriyor. Uzmanlar, bu karşılıklı tarifelerin özellikle Alman otomotiv endüstrisini olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Çünkü Alman otomobil üreticileri, Çin pazarına yoğun bir şekilde bağımlı durumdalar. AB'nin en büyük ekonomisi Almanya, Çin'le ticari ilişkilerin daha da gerilmesini istemiyor. Alman hükümeti, Brüksel'in tarifelere ilişkin tutumunu 'diyalog ve müzakere' yoluyla çözüm bulunması gerektiği yönünde uyarılarda bulundu. Öte yandan Fransa ve İtalya gibi ülkeler, Çin sübvansiyonlarına karşı daha sert önlemler alınmasını destekliyor. Çin'in 'Kemer ve Yol' girişimi kapsamında Avrupa'da yaptığı yatırımlar da bu gerilimin bir diğer boyutunu oluşturuyor. Çin, özellikle Yunanistan'ın Pire Limanı ve Macaristan'daki batarya fabrikaları gibi stratejik yatırımlarla Avrupa'daki etkisini artırmaya çalışıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AB-Çin ticaret savaşı, küresel tedarik zincirlerini de derinden etkileme potansiyeline sahip. ABD ile Çin arasında zaten süren ticaret savaşına bir de AB cephesinin eklenmesi, dünya ticaretinde büyük bir kırılmaya yol açabilir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, AB ile Çin arasındaki ticaret hacmi yıllık 700 milyar avroyu aşıyor. Bu hacmin büyük bir kısmı ara malı ve yatırım mallarından oluşuyor. Olası bir ticaret savaşı, küresel enflasyonu yeniden tetikleyebilir ve ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. Gelişmekte olan ülkeler, bu gerilimden en fazla etkilenecek gruplar arasında yer alıyor. Çin'in ucuz üretim maliyetleri sayesinde dünya pazarlarına sunduğu malların fiyatının artması, özellikle Afrika ve Asya'daki düşük gelirli ülkeleri olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası, ticaret savaşının euro bölgesinde resesyon riskini artırdığı uyarısında bulunuyor. AB, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri kapsamında yeşil teknolojiye geçişi hızlandırmak isterken, Çin'den ithal edilen güneş panelleri ve bataryalar gibi kritik ürünlere erişimin sınırlanması bu hedefleri de tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB ile Çin arasında yaşanabilecek bir ticaret savaşı, Türkiye için hem fırsat hem de risk unsurları barındırıyor. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği anlaşması sayesinde Avrupa pazarına entegre bir ekonomi konumunda. Olası bir ticaret savaşında, Çin'in AB pazarındaki kaybı, Türkiye'nin özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi ve beyaz eşya gibi sektörlerde pazar payını artırabileceği anlamına geliyor. Ancak Çin'den ithal edilen ara mallarında yaşanacak fiyat artışları, Türkiye'deki üretim maliyetlerini yukarı çekebilir. Ayrıca Türkiye, Çin ile olan ticaret açığını kapatmak için yeni ihracat fırsatları yakalayabilir. Öte yandan, AB'nin Çin'e karşı korumacı önlemleri, Türkiye'nin yabancı yatırım çekme potansiyelini de artırabilir; Çinli firmalar, AB'ye gümrük duvarları nedeniyle Türkiye üzerinden üretim yapmayı tercih edebilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri, bu gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtiyor.