Avrupa Birliği, Çin ile devam eden ticari ve jeopolitik kriz görüşmelerinde hem üye ülkeler arasında birliği sağlamak hem de aciliyet hissini korumak arasında sıkışmış durumda. Brüksel, Çin'in sübvansiyonlu ihracatı, teknoloji transferi zorunlulukları ve Doğu Çin Denizi'ndeki askeri gerilimler gibi konularda ortak bir tavır belirlemeye çalışırken, en büyük engel üye ülkelerin farklı ekonomik çıkarları ve Çin'e bağımlılıkları olarak öne çıkıyor. Son haftalarda yapılan üst düzey toplantılarda, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomiler daha yumuşak bir yaklaşım benimserken, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi doğu kanadı daha sert tedbirler talep ediyor.
Gelişmenin arka planı
AB'nin Çin stratejisi, 2019'da 'sistematik rakip' olarak tanımlanan Çin'e karşı üçlü bir yaklaşıma dayanıyor: ortaklık, rekabet ve karşıtlık. Ancak uygulamada bu dengeyi sağlamak zorlaşıyor. Özellikle yeşil enerji ve elektrikli araç sektörlerinde Çin'in pazar hakimiyeti, Avrupalı firmaları endişelendiriyor. AB Komisyonu, Çin'e yönelik potansiyel anti-sübvansiyon soruşturmalarını masaya yatırırken, bazı üye devletler bunun ticaret savaşına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Eski AB Rekabet Komiseri Margrethe Vestager, bu hafta yaptığı açıklamada, birleşme kontrolünün bu krizde kilit bir araç olduğunu ancak siyasi irade olmadan tek başına yeterli olamayacağını söyledi. Vestager, 'Büyük teknoloji şirketlerinin piyasa gücü, sadece rekabet hukukuyla yönetilemeyecek kadar karmaşık' ifadelerini kullandı.
Bölgesel veya küresel boyut
Çin-AB ilişkilerindeki bu gerilim, yalnızca ticari boyutla sınırlı değil. Tayvan, Hong Kong ve insan hakları konuları da Brüksel'in stratejisini etkiliyor. AB, Çin'in Rusya'ya Ukrayna savaşında verdiği dolaylı destek konusunda da baskı altında. Washington yönetimi, Avrupalı müttefiklerinden Çin'e karşı daha koordineli bir duruş beklerken, AB'nin içe dönük tartışmaları bu beklentileri karşılamakta zorlanıyor. Öte yandan, Çin ile ticaret hacmi 2023'te 750 milyar avroyu aşan AB'nin, Pekin'den tamamen kopması ekonomik olarak mümkün görünmüyor. Asya merkezli düşünce kuruluşları, bu ikilemin AB'nin bir süper güç olarak etkinliğini sorgulattığını belirtiyor. Bu kriz, AB'nin stratejik özerklik hedefi ile Atlantik ittifakı arasındaki hassas dengeyi de test ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB-Çin gerginliğinden doğrudan etkilenmese de, bu gelişmeler dolaylı olarak Ankara'yı ilgilendiriyor. AB'nin Çin'e yönelik potansiyel ticari kısıtlamaları, Gümrük Birliği kapsamında Türkiye'nin ihracatını da etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Çin ile artan ticari işbirliği ile AB ile uyum sağlama çabaları arasındaki denge, bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Ankara, İpek Yolu projeleri kapsamında Pekin ile bağlarını güçlendirirken, AB'nin Çin konusundaki kararsızlığı, Türkiye'ye alternatif bir koridor avantajı sunabilir. Ancak, Türkiye'nin Çin'den ithal ettiği ara mallar ve enerji kaynaklarına bağımlılığı, Brüksel'in alacağı kararlara karşı kırılganlık yaratıyor. Bu nedenle, Ankara her iki tarafın da çıkarlarını gözeten bir denge politikası izlemek durumunda kalacak.