Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları, İrlanda'nın başkenti Dublin'de bir araya gelerek Lübnan ordusuna destek misyonu başlatılmasını duyurdu. Ancak toplantının ana gündem maddelerinden biri olan İsrail'e yönelik olası yaptırımlar konusunda üye ülkeler arasında uzlaşma sağlanamadı. Bu gelişme, Orta Doğu'da tırmanan gerilim ve Gazze'de devam eden çatışmaların gölgesinde, AB'nin bölgeye yönelik politikasında ne kadar derin bir bölünme yaşadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Lübnan'a somut destek adımı
Dublin'deki gayriresmî toplantıda, Lübnan'ın sınır güvenliğini ve insani durumunu iyileştirmeye yönelik bir sivil misyon başlatılması kararı alındı. AB, bu misyonla Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin kapasitesini güçlendirmeyi, ülkenin güneyinde istikrarı artırmayı ve İsrail sınırındaki gerilimi azaltmayı hedefliyor. Misyonun, Lübnan'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme amacı taşıdığı vurgulandı. AB dış politika sorumlusu Josep Borrell, toplantı sonrası yaptığı açıklamada, "Lübnan'ın çökmesine izin veremeyiz. Orta Doğu'da daha fazla istikrarsızlık kimseye fayda getirmez" ifadelerini kullandı.
Ancak, Lübnan'a yönelik destek konusunda geniş bir mutabakat sağlanırken, bu desteğin nasıl finanse edileceği ve misyonun kapsamının ne olacağı gibi ayrıntıların önümüzdeki haftalarda netleştirilmesi bekleniyor. AB'nin Lübnan'a yönelik angajmanı, ülkenin yaşadığı derin ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık göz önüne alındığında, bölgesel istikrar açısından kritik bir öneme sahip.
İsrail'e yaptırım konusunda derin ayrılık
Toplantının en çekişmeli konusu ise İsrail'e yönelik yaptırımlar oldu. İrlanda, İspanya, Belçika ve Malta gibi ülkeler, İsrail'in Gazze'deki askerî operasyonları ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları nedeniyle yaptırım uygulanması için güçlü bir şekilde lobi yaptı. Ancak Almanya, Avusturya, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler, yaptırımların diyalog kanallarını kapatacağını ve AB'nin arabuluculuk rolünü zayıflatacağını savunarak bu girişime karşı çıktı.
AB'nin 27 üyesinin oybirliğiyle karar alması gerektiği için, bu konuda yakın zamanda somut bir adım atılması beklenmiyor. Bununla birlikte, toplantıda AB ülkelerinin büyük çoğunluğunun, İsrail hükümetine yönelik eleştirilerini sertleştirdiği ve uluslararası hukuka aykırı buldukları yerleşim politikalarına karşı daha güçlü bir duruş sergilenmesi gerektiği yönünde görüş bildirdiği ifade ediliyor.
AB, daha önce İsrail'e yönelik bazı kısıtlayıcı tedbirler uygulamış olsa da, bunlar genellikle bireysel kişilere veya kuruluşlara yönelik olmuş, ülke genelini kapsayan ekonomik yaptırımlar ise gündeme bile gelmemişti. Dublin'deki görüşmelerde, bu tür kapsamlı bir yaptırım paketinin uygulanabilirliği masaya yatırılsa da, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları, AB'nin Orta Doğu politikasında bir türlü aşamadığı kilit bir sorun olarak duruyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AB'nin bu toplantısı, Gazze'de ateşkes çağrılarının sürdüğü ve İsrail ile Lübnan arasında sınırda yaşanan çatışmaların tırmandığı bir dönemde gerçekleşiyor. İsrail'in Gazze'deki operasyonları, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekerken, AB ülkeleri de kendi içlerinde bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda Filistin devletini tanıyan ve İsrail'i daha sert şekilde eleştiren ülkeler, diğer yanda İsrail'in güvenlik kaygılarını önceliklendiren ve daha temkinli bir yaklaşım sergileyen ülkeler yer alıyor.
Bu bölünmenin, AB'nin küresel bir aktör olarak itibarını zedelediği yorumları yapılıyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda İsrail aleyhine alınan kararlarda AB ülkelerinin farklı kutuplarda yer alması, Birliğin ortak dış politika vizyonunu sorgulatıyor. Lübnan misyonu gibi somut adımların, AB'nin Orta Doğu'da yapıcı bir rol oynama kapasitesini artırabileceği belirtilse de, İsrail konusundaki derin görüş ayrılıklarının bu çabaların önüne geçme riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Birliği'nin Lübnan'a yönelik destek misyonu açıklaması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu dengeleyebilecek yeni bir faktör olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Lübnan'la güçlü tarihi ve kültürel bağlara sahip olup, ülkedeki yeniden inşa süreçlerinde önemli bir rol oynamıştır. AB'nin Lübnan'da daha aktif bir rol üstlenmesi, Türkiye ile AB arasında iş birliği alanı yaratabileceği gibi, rekabeti de beraberinde getirebilir. Öte yandan, AB'nin İsrail konusundaki kararsızlığı, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ön plana çıkarabilir. Türkiye'nin, bölgesel krizlerin çözümünde arabuluculuk yapma kapasitesi, AB'nin birlik içinde hareket edememesinden kaynaklanan boşluğu doldurabilir. Bu durum, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik ağırlığını artırabilir.