Middle East Eye'da yayımlanan bir görüş yazısında, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırının yıl dönümünde ana akım medyanın Filistinlilerin acılarını görmezden geldiği ve İsrail'in Gazze'de yürüttüğü operasyonları soykırım olarak nitelendirmekten kaçındığı savunuldu. Yazıda, Filistinlilerin adeta bir dipnot gibi ele alındığı ve uluslararası toplumun çifte standart uyguladığı ifade edildi.
7 Ekim'in yıl dönümü ve medyanın tutumu
Yazı, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının yıl dönümünde, Batı medyasının olayı ele alış biçimini sert bir dille eleştiriyor. Yazara göre, bu saldırıda 1.200'den fazla İsraillinin hayatını kaybetmesi ve 250'ye yakın kişinin rehin alınması geniş yer bulurken, İsrail'in ardından Gazze'ye yönelik başlattığı ve on binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan askeri operasyonlar aynı ölçüde sorgulanmıyor. Filistinlilerin yaşadığı trajedi, ana akım anlatıda sıklıkla göz ardı ediliyor veya küçümseniyor.
Yazar, özellikle Amerikan ve Avrupa basınında, İsrail'in kendini savunma hakkı vurgulanırken, Filistinlilerin ölümlerinin sanki kaçınılmaz bir yan sonuçmuş gibi sunulduğunu belirtiyor. Oysa uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, Gazze'de işlenen fiillerin soykırım suçu kapsamına girebileceğine dair ciddi uyarılarda bulunmuş durumda. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası da bu iddiaları uluslararası yargıya taşımış bulunuyor.
Yazıda ayrıca, Filistin yanlısı seslerin susturulması, akademisyenlerin ve gazetecilerin işten çıkarılması gibi konulara da değiniliyor. Yazar, "7 Ekim'de bir soykırım başladı demek neden yasak?" diye sorarak, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları sorguluyor. Bu soru, Batı'da Filistin'e destek veren gösterilerin polis müdahalesiyle karşılaşması ve sosyal medyada Filistin yanlısı içeriklerin kısıtlanması bağlamında önem kazanıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Gazze'deki savaş, Ortadoğu'da istikrarsızlığı derinleştirirken, küresel düzeyde de ciddi yankılar uyandırıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda ve Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamalar, uluslararası toplumun bölünmüşlüğünü gözler önüne seriyor. ABD'nin İsrail'e koşulsuz destek vermesi, Batı ile küresel Güney arasındaki güven açığını büyütüyor. Özellikle Arap ve Müslüman ülkeler, Filistin halkının yalnız bırakıldığını ve uluslararası hukukun çifte standartla uygulandığını dile getiriyor.
Yazıda, Filistin meselesinin sadece bir insani kriz değil, aynı zamanda bir adalet ve eşitlik meselesi olduğu vurgulanıyor. Yazar, dünya kamuoyunun Filistinlilerin yaşadığı acıları tanıması ve soykırım iddialarını ciddiye alması gerektiğini savunuyor. Aksi halde, uluslararası hukukun ve insan haklarının evrensel geçerliliğinin daha da erozyona uğrayacağı uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, İsrail hükümeti soykırım suçlamalarını şiddetle reddediyor ve operasyonların Hamas'ı hedef aldığını, sivil kayıpların Hamas'ın insan kalkanı kullanmasından kaynaklandığını öne sürüyor. Ancak bağımsız uluslararası kuruluşlar, Gazze'deki yıkımın boyutunun ve sivil ölümlerin oranının bu savunmayla bağdaşmadığını belirtiyor. BM raportörleri ve insan hakları örgütleri, Gazze'de işlenen fiillerin soykırım niyeti taşıdığına dair kanıtların arttığını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistinlilerin yanında yer almış ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını sert bir şekilde eleştirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'i "terör devleti" olarak nitelendirmiş ve soykırım suçlamalarında bulunmuştur. Bu bağlamda, Middle East Eye'da dile getirilen görüşler, Türkiye'nin resmi pozisyonuyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmakta ve İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarında bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin Gazze'ye yönelik insani yardımları ve ateşkes çabaları, bölgesel istikrar açısından önem taşımaktadır. Ancak, Batı medyasındaki çifte standart eleştirisi, Türkiye'nin de uluslararası kamuoyunda yaşadığı iletişim zorluklarını yansıtmaktadır. Türkiye, bu tür yayınlarla Filistin davasına destek verirken, aynı zamanda kendi iç ve dış politikasında denge gözetmek durumundadır.