7 Ekim 2023 tarihinde Hamas militanlarının İsrail’e düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin rehin alınmasına yol açan saldırıların ardından, uluslararası toplum bu vahşeti yargılayacak yeni bir mahkeme kurma kararı aldı. “7 Ekim Mahkemesi” olarak anılacak olan bu girişim, sadece geçmişteki zulmü cezalandırmakla kalmayıp, gelecekte benzer dehşetlerin önlenmesine yönelik bir hesap verebilirlik modeli oluşturmayı hedefliyor. Ancak mahkemenin meşruiyeti, yalnızca vereceği kararlarla değil, aynı zamanda kurumsal yapısı ve işleyiş ilkeleriyle de sınanacak.
Mahkemenin Kuruluşu ve Yetki Alanı
Just Security’de yayımlanan bir analize göre, mahkeme bağımsız hakimlerden oluşacak ve uluslararası insancıl hukuk, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları kapsamında yargılama yapacak. Mahkemenin yetki alanı, 7 Ekim 2023’teki saldırılarla sınırlı olmayıp, tarafların bu süreçte işlediği iddia edilen tüm suçları kapsayacak. Bu nedenle hem Hamas’ın eylemleri hem de İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları kapsamında işlenen suçlar incelemeye alınabilecek.
Mahkemenin kuruluşu, uluslararası toplumda farklı tepkilere yol açtı. Bazı hukukçular, mahkemenin taraflı olabileceği endişesini dile getirirken, diğerleri bu adımın bölgede adaletin tesisi için bir fırsat olduğunu savunuyor. Mahkemenin finansmanı ve hakim seçiminde şeffaflık ilkesinin benimsenmesi, meşruiyet kaygılarını gidermeye yönelik önemli adımlar olarak görülüyor.
Küresel Adalet ve Siyasi Baskılar
Mahkemenin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, uluslararası siyasetin ağır baskısı altında bağımsız kalabilmek. ABD, İsrail’in en yakın müttefiki olarak mahkemenin kuruluşuna temkinli yaklaşırken, bazı Avrupa ülkeleri girişimi destekliyor. Rusya ve Çin ise benzer mahkemelere tarihsel olarak mesafeli duruyor. Bu jeopolitik gerilimler, mahkemenin etkinliğini ve meşruiyetini doğrudan etkileyebilir.
Analistler, mahkemenin ancak tüm tarafların eylemlerini eşit şekilde yargılaması halinde saygınlık kazanabileceğini belirtiyor. Aksi takdirde, “galip adaleti” olarak algılanma riski taşıyor. Mahkemenin önümüzdeki aylarda başlayacak duruşmaları, uluslararası hukukun savaş suçlarıyla mücadeledeki rolünü de test edecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin çatışmasının her iki tarafıyla da ilişkileri olan bir ülke olarak bu mahkemenin kurulmasına ihtiyatla yaklaşıyor. Ankara, 7 Ekim sonrası Gazze’deki insani krize dikkat çekerken, Hamas’ı terör örgütü olarak görmeyen bir pozisyonda. Dolayısıyla mahkemenin İsrail’in askeri operasyonlarını da kapsaması, Türkiye’nin bölgedeki elini güçlendirebilir. Ancak mahkemenin siyasi bir araç haline gelmesi halinde, Türk dış politikası daha temkinli bir tutum izleyebilir. Orta Doğu’daki güç dengeleri açısından mahkeme, çatışmanın hukuki boyutunu da masaya getirerek Türkiye’nin diplomatik manevra alanını genişletebilir.