Küresel enerji sisteminde 2025 yılı tarihi bir dönüm noktası oldu. Carbon Brief tarafından yayımlanan analize göre, temiz enerji kaynakları -güneş, rüzgar, hidroelektrik ve nükleer- dünya genelinde yeni enerji arzına en büyük katkıyı sağlayarak fosil yakıtları geride bıraktı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine dayanan altı grafikle desteklenen çalışma, 2025'in enerji tarihinde bir milat olduğunu ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki hızlı artış ve gelişmiş ülkelerin karbon nötr hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, bu dönüşümün temel itici güçleri olarak öne çıkıyor.
Temiz enerjinin yükselişi ve fosil yakıtların gerileyişi
2025 yılında dünya genelinde yeni kurulan enerji kapasitesinin yüzde 70'i yenilenebilir kaynaklardan oluştu. Özellikle güneş enerjisi, toplam yeni kapasitenin yüzde 45'ini tek başına karşıladı. Rüzgar enerjisi ise yüzde 25'lik payla ikinci sırada yer aldı. Bu rakamlar, 2015 Paris İklim Anlaşması sonrası ivme kazanan temiz enerji yatırımlarının somut sonuçlarını gösteriyor.
Analizde dikkat çeken bir diğer bulgu ise kömür kullanımındaki düşüş. 2025 yılında küresel kömür tüketimi yüzde 3 oranında azalarak son on yılın en düşük seviyesine geriledi. Doğalgaz tüketimi ise özellikle ABD ve Avrupa'da azalırken, Asya-Pasifik bölgesinde hafif bir artış gösterdi. IEA, bu trendin devam etmesi halinde 2030 yılına kadar küresel enerji arzında fosil yakıtların payının yüzde 50'nin altına düşebileceğini öngörüyor.
Elektrikli araç satışlarındaki patlama da temiz enerji talebini artıran faktörler arasında. 2025'te dünya genelinde satılan her üç arabadan biri elektrikliydi. Bu durum, enerji depolama teknolojilerine olan yatırımları da hızlandırdı. Büyük ölçekli batarya depolama projeleri, yenilenebilir enerjinin şebekeye entegrasyonunda kritik bir rol oynuyor.
Bölgesel farklılıklar ve küresel boyut
Temiz enerji dönüşümü tüm dünyada eşit hızda ilerlemiyor. Çin, 2025 yılında yeni kurulan temiz enerji kapasitesinin yüzde 40'ını üstlenerek liderliğini sürdürdü. Avrupa Birliği, ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmak amacıyla rüzgar ve güneş yatırımlarını yüzde 30 artırdı. ABD ise Inflation Reduction Act (IRA) teşvikleri sayesinde yenilenebilir enerji üretiminde büyük bir sıçrama yakaladı.
Ancak gelişmekte olan ülkelerde durum farklı. Afrika kıtası, muazzam güneş enerjisi potansiyeline rağmen yatırım eksikliği nedeniyle bu dönüşümün gerisinde kalıyor. Hindistan gibi yükselen ekonomiler ise kömüre olan bağımlılıklarını azaltmakta zorlanıyor. Uzmanlar, küresel iklim hedeflerine ulaşmak için gelişmekte olan ülkelere daha fazla finansman ve teknoloji transferi yapılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Temiz enerjinin küresel ölçekte fosil yakıtları geride bırakması, Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisi potansiyelini hızla değerlendirerek, 2025 itibarıyla yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payını yüzde 45'in üzerine çıkarmış durumda. Bu durum, enerji ithalat faturasını azaltma hedefiyle uyumlu. Ancak düşen teknoloji maliyetleri ve artan küresel rekabet, yerli üreticileri zorluyor. AB'nin sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) gibi yeni ticaret politikaları, Türkiye'nin enerji yoğun sanayilerinde daha hızlı bir dönüşümü zorunlu kılıyor. Öte yandan, Türkiye'nin yenilenebilir enerji ekipmanları üretimindeki artan kapasitesi, bölgesel bir tedarik merkezi olma potansiyelini güçlendiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin sadece iç enerji güvenliğini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda yeşil dönüşümde stratejik bir oyuncu haline gelmesini sağlayabilir.