Temmuz 2016'da Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin, Filipinler'in Güney Çin Denizi'ndeki hak iddialarına ilişkin verdiği tarihi karar, bölgesel ve küresel jeopolitik dengeleri köklü bir şekilde etkiledi. O tarihten bu yana geçen sürede dünya, artan büyük güç rekabeti, tırmanan askeri gerilimler ve derinleşen hukuki belirsizliklerle şekillendi. Karar, Çin'in 'dokuz çizgi' iddiasını uluslararası hukuka aykırı bulurken, Pekin yönetimi kararı tanımayarak bölgedeki fiili hakimiyetini pekiştirdi. Bu durum, Güney Çin Denizi'ni Asya-Pasifik'in en sıcak çatışma noktalarından biri haline getirdi.
Kararın Arka Planı ve Çin'in Tepkisi
Filipinler, 2013 yılında BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki iddialarına karşı dava açmıştı. Mahkeme, 12 Temmuz 2016'da Çin'in yapay ada inşaatları ve 'tarihi haklar' temelindeki iddialarının UNCLOS'a aykırı olduğuna hükmetti. Çin ise kararı 'tanımadığını ve kabul etmediğini' açıklayarak, bölgedeki askeri varlığını artırdı. Sadece Spratly Adaları'nda yedi yapay ada inşa eden Çin, bu adalara radar sistemleri, füzeler ve pistler yerleştirdi. Kararın ardından Pekin, bölgede daha agresif bir duruş sergileyerek, balıkçı teknelerine el koyma ve deniz tatbikatlarını sıklaştırma politikası izledi.
Güneydoğu Asya ülkeleri ise kararın uygulanması konusunda bölünmüş durumda. Filipinler, eski Devlet Başkanı Rodrigo Duterte döneminde Çin ile yakınlaşma politikası izledi; ancak mevcut Başkan Ferdinand Marcos Jr. yönetimi, kararın uygulanması için uluslararası toplumdan destek arıyor. Vietnam, Malezya ve Brunei gibi diğer talep sahibi ülkeler ise Çin'in baskısına karşı koymakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Artan Gerilim ve İttifaklar
2016 kararı sonrası Güney Çin Denizi, ABD-Çin rekabetinin merkez üssü haline geldi. Washington, 'uluslararası hukukun üstünlüğünü' savunarak bölgede özgür seyrüsefer operasyonları düzenledi; bu durum sık sık gerilimli karşılaşmalara yol açtı. Çin ise bölgedeki 'varlığını meşrulaştırmak' için askeri tatbikatlarını artırdı ve Avustralya, Japonya, Hindistan ile birlikte dörtlü güvenlik diyaloğu (QUAD) kuruldu. AUKUS paktı kapsamında ABD, İngiltere ve Avustralya arasında nükleer denizaltı teknolojisi paylaşımı, bölgesel dengeleri daha da karmaşık hale getirdi.
Çin'in 'Kuşak ve Yol Girişimi' ve askeri modernizasyonu, bölge ülkeleri üzerinde ekonomik ve askeri baskı oluşturuyor. Özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilim, küresel tedarik zincirleri ve deniz ticareti için ciddi riskler barındırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, dünya deniz ticaretinin üçte biri bu sulardan geçiyor. Herhangi bir çatışma, küresel ekonomi için yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel jeopolitik dengeler açısından önem taşımaktadır. Bölgedeki ABD-Çin rekabeti, Asya-Pasifik'teki istikrarı tehdit etmekte ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin ticaret yollarını etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Türkiye, Çin ile 'Kuşak ve Yol Girişimi' kapsamında işbirliği yaparken, aynı zamanda NATO müttefiki olarak ABD ile ilişkilerini dengelemek zorundadır. Hint-Pasifik bölgesindeki bu gerginlikler, Türkiye'nin çok yönlü dış politikası için bir sınav niteliği taşımakta; deniz güvenliği ve uluslararası hukukun üstünlüğü gibi konularda Ankara'nın pozisyonunu netleştirmesini gerektirmektedir.